Hemen herkesin tanıdığı bir Arnavut kökenli kimse vardır. Ama çok az kişi Arnavut biriyle Arnavutluk’ta tanışmıştır. Yurt dışında yaşayan Arnavutların sayısının 10 milyona yaklaştığı söylenir; buna karşılık Arnavutluk’ta yaşayan Arnavut sayısı yaklaşık 3 milyondur. Çoğunluğu Kosova, Makedonya, Karadağ, Yunanistan gibi diğer Balkan ülkelerinde yaşamaktadır. Türkiye, İtalya, Almanya, İsviçre, İsveç ve ABD’de önemli sayıda Arnavut yaşamaktadır. Bayrağındaki çift başlı kartalın gücü, özgürlüğü ve bağımsızlığı simgelediği Balkanların küçük ama renkli tarihe sahip ülkesi 1912 yılına kadar dört yüzyıl boyunca Osmanlı yönetimi altında yaşamıştır. Bu sürede 30 Arnavut sadrazam (başbakan) ve sayısız üst düzeyde görevli Osmanlı’ya hizmet etmiştir. 1912’de Osmanlı’nın Balkanlardan çekilmesi sonrası Sırbistan Krallığı'nın işgaline uğradı ve ardından bağımsızlığını ilan etti. I. Dünya Savaşı sırasında parçalanan Arnavutluk, Bulgaristan, Avusturya, Sırbistan, Karadağ, Yunanistan ve İtalya tarafından işgal edildi. 1939'da Faşist İtalya'nın işgalini yaşadı. İtalya'nın 1943'te teslim olmasının ardından bu kez Nazi Almanya’sı tarafından işgal edildi. Ülke savaş ve işgal nedeniyle büyük yıkıma uğradı, on binlerce ev yıkıldı ve nüfusun önemli bir kısmı yerinden edildi.Başta komünist gruplar ve direniş hareketleri işgalcilere karşı mücadele etti ve 1944'teki başarılı kurtuluş savaşı sonrası yoluna Enver Hoca'yla Arnavutluk Halk Sosyalist Cumhuriyeti olarak devam etti. Enver Hoca’nın 1985'teki ölümünden beş yıl sonra, 1990 yılında rejim çöktü. 92 seçimlerinde emek partisi yenilgiye uğradı ancak bu kez Arnavutluk’u ekonomik kriz ve sosyal çalkantı bekliyordu. Bu dönemde çok sayıda Arnavut Avrupa’da farklı ülkelere göç etti. Batı Avrupa ile daha yakın ilişkiler geliştirmeye başlayan Arnavutluk, 2014’te NATO’nun tam üyesi oldu. Böylesi farklı bir tarihe sahip ülkenin başkentini ziyaret etmek üzere başladığım yolculuğum Mersin’e bağlı Çukurova Havalimanı'ndan başladı ve aktarmalı olarak İstanbul’dan yaklaşık 1 saat 25 dakikalık yolculuk sonrasında Arnavutluk'un tek uluslararası havalimanı olan Rahibe Teresa' (Nene Tereza) ‘da son buldu..
Rahibe Teresa Havalimanı, yıllık 10 milyon yolcu sayısını aşarak bölgenin en önemli havalimanlarından biri haline gelmiştir. Kuzey Makedonya, kosova ve Karadağlıların da kullandığı havalimanı, THY'nin de ortak olduğu Arnavutluk havayolları şirketi Air Albania'nın merkezi olarak hizmet sunmaktadır. Hızlı bir şekilde pasaport kontrolü sonrası dışarı çıktım. Bir dakikalık kısa bir yürüyüşle havalimanı ile şehir merkezi arasında çalışan LUNA isimli shuttle servisine binerek yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuktan sonra kent merkezinde yer alan İskender Bey Meydanı'na ulaştım.
Yoğun bir yağmur altında otelime geçtim. Adana gibi sıcak bir kentte yaşayanlar yağmurla karşılaşınca ilk tepki olarak sevinç duyuyor ve ıslanmaktan pek çekinmiyorlar. Ben de başlangıçta bu duyguyla hareket ettim. Bir kente gelip otelime yerleşir yerleşmez ne kadar yorgun olursam olayım, saat kaç olursa olsun yakın çevreyi genel hatlarda keşfetme alışkanlığımdan yağmura rağmen vazgeçmedim. Kısa sürede çevre kontrolü bir mini geziye dönüştü. İskender Bey Meydanı'nın çevresinde çok sayıda gezmeyi planladığım yerle karşılaştım. Meydanın bir cephesini kapatan Opera binasının ön cephesinde yer alan çok sayıda kafe ve restoranın olduğu bölümde bir mekâna oturarak bir kahve ve Balkanların vazgeçilmez tadı Trileçe siparişi verdim. Yağmura rağmen neredeyse herkes dış mekanlarda ısıtıcılar çevresinde oturuyordu. Akşam yemeği için tatmak istediğim geleneksel Arnavut mutfağı seçeneklerimi gezilerimde en çok kullandığım uygulamalardan biri olan TripAdvisor yardımıyla değerlendirerek seçimimi yaptım.Ertesi gün beklentilerimin aksine yağmur durmadı. Ben de yağmur altında şehrin merkezi İskender Bey Meydanı ile gezime başladım. 40.000 metrekarelik devasa bir alan bana eski Doğu Bloku ve sosyalist geçmişi olan ülkelerdeki buna benzer ulusal özel günlerin ve etkinliklerin kutlandığı büyük meydanları hatırlattı. Meydanın altında bulunan katlı otopark ile kent meydanındaki otopark sorunu çözülmüştü. Meydanda gördüğüm 11 metrelik heykel, Arnavutların ulusal kahramanı ve tüm Balkan ülkelerinin sahiplendiği İskender Bey’e aitti. Müslüman olarak Osmanlı’da önemli askeri hizmetlerde bulunan İskender Bey, Anadolu ve Rumeli seferlerine katılır. 1443 yılında askeri seferde kaçarak 1468'de ölümüne kadar Osmanlı Devleti'nin Arnavutluk’ta yerleşmesini engelleme mücadelesi vermiştir. Osmanlı’nın batıya doğru ilerlemesine de engel olduğu için tüm Balkan ve Avrupa ülkeleri tarafından ulusal kahraman kabul edilmektedir.
İskender Bey Meydanı ve çevresinde Osmanlı, Sovyet, İtalyan, Alman tarzlarında yapılar bulunuyor. Ancak en dikkat çekici olan ise her yönde karşınıza çıkan benzersiz ve ilginç mimari tarzı ile gökdelenler oluyor. Meydanın çevresinde Kültür Sarayı, Ulusal Tarih Müzesi, Ethem Bey Camii, Saat Kulesi, Tiran Uluslararası Oteli, Ortodoks Kilisesi, Kütüphane, Opera Binası gibi önemli yapılar yer alıyor. Ethem Bey Camisi ile gezime başladım. Kapısındaki görevli, ziyaretçiler için saat 11’de içeri girişin başlayacağını, daha 17 dakika olduğunu söyleyerek camiye almadı. O anda yağan yoğun yağmuru gösterdim, olmaz işareti alınca bir Arnavut'la inatlaşmanın zorlukları hakkında bilgi sahibi olduğumdan oradan ayrıldım. İlk defa bir ibadet evine girişte bir engelle karşılaşmış olmanın şaşkınlığı ile ıslanmaya ıslanacağım, yakınlardaki Ortodoks kilisesini gezeyim, buraya daha sonra geri dönerim diye düşünerek gezime devam ettim. Pazar günü ayin yapılıyor olması nedeniyle kilise oldukça kalabalıktı. Engelle karşılaşmadan yapıyı sessizce gezip fotoğrafladım.1967'den itibaren Arnavutluk Halk Sosyalist Cumhuriyeti, dünyada resmen ateist ilan edilen tek devletti. Bu kapsamda ibadet yerlerini kapatma kararı almasından sonra Arnavutluk’ta bulunan ve devlet tarafından tanınan resmi 9 cami, 117 Ortodoks kilisesi ve 10 Katolik kilisesi kapatıldı. Rejim değişikliği sonrasında ibadet yerlerine izin verilmesinden sonra Ortodokslar 2012'de bu katedrali açtılar. Yeniden Doğuş ya da Arnavut Ortodoks Katedrali olarak isimlendirilen katedral, Balkanlar'ın dördüncü büyük Ortodoks kilisesi ve güzel mimari yapısı ile dikkat çekiyor.
Katedralin tam karşısında "Gizli Gözetleme Müzesi" olan "Yapraklar Evi" bulunuyor. Bu müze, Arnavutluk'taki rejim kurbanlarını anmak için kurulmuş ve bir zamanlar gizli polis Sigurimi'nin karargâhı olarak kullanılmıştı.Tekrar Ethem Bey Camisi'ne dönüyorum. Kapıda aynı görevli var ve bu sefer nereden geldiğimi soruyor. Türkiye diyorum, bir taraftan da elimdeki küçük havluyla kurulanmaya çalışıyorum. Görevli bir kutuyu gösteriyor ve "Sadaka" diyor. Kutuya para atmamı istiyor. Aramızda bir negatif elektrik oluştuğundan cevap vermeden gezmeye başladım.Cami, 1794 yılında Tiran'ın ileri gelenlerinden Molla Bey tarafından inşa edilmeye başlansa da, oğlu Ethem Bey tarafından 1821 yılında tamamlanmış. Bol ışık alan kubbesi, kulenin kendine özgü tarzı dikkat çekicidir. Genel olarak, minareyle birlikte dış görünümü son derece uyumlu ve orantılıdır. Cami, devlet koruması altında kültür anıtı ilan edilmiştir.
İbadet yerlerinin yasaklanması sonrası kapatılan cami, araya girenlerin gayretleriyle müzeye dönüştürülen yapı 90'larda yeniden açılmış ve Türkiye tarafından 2022'de restore edilmiştir. Caminin en dikkat çekici tarafı iç yüzeyin tamamına yakınının kalem işi nakışlarla kaplı olmasıdır. Balkanlarda özellikle Makedonya ve Bulgaristan'da bu tür işlemeli renkli camilere rastlamak mümkün.Arnavutluk, renkli inanç grupları ile dikkatleri çeken bir ülke. 2023 nüfus sayımına göre Arnavutluk'ta nüfusunun yaklaşık %50,7'si Müslümandır. Katolikler %8,38, Ortodokslar %7,22, Evanjelikler %0,4 olmak üzere Hristiyan oranı %15,6'dır. Kendisini dinsiz (%14) veya ateist (%4) olarak tanımlayanların oranı %18, cevap vermeyenlerin oranı %15'tir. Arnavutluk'ta %4.81 oranında olan Bektaşiler ile ilgili Vatikan benzeri mikro devletin Tiran'da kurulması Önerisi halen kamuoyunun gündeminde yer almaktadır.İskender Bey Meydanı'nda Ethem Bey Camisi'nin hemen yanında yer alan diğer bir yapı ise Saat Kulesi'dir. 1822 yılında Hacı Emin Bey tarafından yaptırılan 35 metre yüksekliğindeki kule, insanlara ibadet saatini anımsatmak, esnafın iş saatlerini ayarlamaları amacıyla inşa edilmiştir.
Tiran'da bulunan yeraltı sığınaklarından ikisi turizme açılmıştır. Bunlardan kent merkezinin daha dışında olan 106 odalı 5 katlı yeraltı sığınağı olan Bunk-Art-1, İtalyan işgal dönemi ve direniş, savaş dönemi diplomasi faaliyetleri, Alman işgali ve Arnavut direnişi, savaş sonrası gelişmeleri ve komünist dönemi içermektedir. Kent merkezindeki Bunk-Art 2 ise 1970'lerde Arnavutluk'ta ülke genelinde 175 bin farklı büyüklükte sığınak inşası kararı sonrasında nükleer bir saldırı durumunda İçişleri Bakanlığının faaliyetlerini sürdürmesi amacıyla inşa edilmiştir. Günümüzde yeraltı müzesi olarak hizmet vermektedir. Müze, Gizli Polis Teşkilatı Sigurimi'nin ve Enver Hoca rejiminin olumsuz etkilerini sergilemeyi amaçlamaktadır.
İskender Meydanı’nda yer alan en önemli yapı Ulusal Tarih Müzesi'dir. 1981 yılında açılan müze, ülkenin en büyük ve en çok ziyaret edilen müzesidir. Maalesef tadilat nedeniyle kapalı olunca gezme şansı bulamadım. Müzeye yakın yerdeki, 1953 yılında inşa edilen Opera ve Bale Binası, Çinliler tarafından yaptırılan ve Arnavutluk’un en büyük tiyatro binası olan TOBT), opera, bale, dans, tiyatro ve konser gibi çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır. Operanın yanındaki Uluslararası Adrion kitapevini gezerken Orhan Pamuk’un Arnavutçaya çevrilmiş eserleri ile karşılaştım.
Günümüzde Arnavutluk Başbakanı olan Sanatçı Edi Rama, 2000 yılında Tiran belediye başkanı seçildiğinde, şehri estetik açıdan dönüştürmeyi amaçladı. Şehirde kamu ve özel bazı binalarda geometrik desenler, puantiyeler ve dev ağaçlar, farklı figürler belirmeye, dış cepheleri renklenmeye başladı. Bu çalışmalar ona 2004 yılında Dünyanın En İyi Belediye Başkanı ödülünü getirdi. 11 yıllık belediye yönetim döneminde büyük bütçelere sahip olmayan Rama için fazla bir seçenek yoktu ve küçük dokunuşlarla donuk ve mat kenti renkli ve canlı bir görünüme dönüştürürken kentteki en büyük sorunlardan biri olan kaçak yapılaşma ile mücadele ederek yaklaşık on bin konutu yıktı. Kentte binaların dış cephelerinin boyanması başlangıçta halk tarafından şüpheyle karşılandı. Çizimlerde olağanüstü bir şeyler yoktu ancak sokakta gezen kişiler üzerinde olumlu etkisi oldu ve zamanla turistlerin ilgi gösterdiği bir noktaya dönüştü. Az bütçeyle geçici bir çözüm bulunmuştu. Binaları boyamak, içlerindeki yaşam koşullarını hemen değiştirmemişti ancak toplumsal psikoloji üzerinde olumlu etkiler meydana geldi. Zamanla bu binalarda yenilenmeler başladı. Bu, insanlara şehrin değiştiğini göstermenin ucuz ama etkili bir yoluydu.
Rama'nın Başbakan olması sonrası kentte gökdelen çılgınlığı yaşanmaya başlandı. Merkezin etrafında, gösterişli çağdaş Avrupalı mimarlar tarafından tasarlanan bir dizi kule yükseldi. Dünyanın en prestijli mimari firmaları davet edildi. Her türlü kolaylıklar, teşvik ve destek sağlandı. Sadece bunların Tiran'a özgü olması isteniyordu. Arnavutluk'un ulusal kahramanının başının tasvir edildiği Skanderbeg Binası ve cephesinde ülkenin pikselli bir haritasının yer aldığı Downtown One Tirana gibi binalar inşa edildi. O kadar kararlıydı ki kendisini o ana kadar destekleyen pek çok kesimi karşısına alarak İtalyan mimar Gulio Berte tarafından tasarlanan Ulusal Tiyatro binasını pandemi döneminde sabaha karşı polis baskını ile yıktı. Hükümete iş yapan bir müteahhit'e tiyatro binası yapması karşılığında 6 blok gökdelen yapması karşılığında anlaşması tepkiyle karşılandı.Rama döneminde Arnavutluk, sıra dışı projelerle gökdelenlerden oluşan bir kente dönüşme vizyonunu benimsemiş görünüyor. Uzun yıllar boyunca mütevazı, az katlı ve farklı dönem özellikleri taşıyan binalardan yeni dönemlerini ve değişimlerini gökdelenlerle simge haline getirmiştir. Ancak yer seçimleri oldukça tartışmalı görünüyor. Genelde her gökdelenin yakınında ya da ya başında bir tarihi eser bulunuyor. İnsanda yabancı mimarlar için bir oyun alanı, fantastik denemelerini rahatça yaptıkları bir kent duygusu yaratıyor. Bireysel olarak gökdelenleri binlerce yıl tarihi geçmişi olan bir kentin tarihi merkezinde düşünemiyorum. Doku uyuşmazlığı gibi görüyorum. Binlerce yıllık tarihe tanıklık etmiş mekân ve yollardan o gökdelenlere bakan biri tarihi mekânları ve geçmişle olan bağlantıları yok etmek üzere sızıntı yapmış Truva atlarını görüyor.
Tiran’ın geleneksel ürün ve yiyeceklerini bulabileceğiniz hem yemek tatmak hem de hediyelik, eşyaları almak için en uygun yer olan, 1939’dan bu yana hizmet veren Pazari i Ri (Yeni Pazar) bölgesine gittim. Bu bölgede düzenleme çalışmaları devam ediyor. Görünüşe göre biraz zaman alacak. Ancak birkaç sene sonra Tiran’a ziyarete gelenlerin uğramadan geçemeyecekleri bir bölgeye dönüşecek ve Tiran’ın en popüler yerlerinden biri olacak gibi görünüyor.
Tiran Kalesi'ne giderken kısaca kentin tarihine değinmekte fayda var. Tiran kentinin ilk olarak M.Ö. 4. yüzyılda kenti çevreleyen Daiti Dağı eteklerinde Tirkan adı verilen kalenin çevresinde kurulduğu düşünülüyor. Tiran çevresindeki Egnatia ve Tiran yaylalarına giden "Şengjergjit Yolu", dağlık bölgelerde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşanların ürünlerinin kente ulaşmasını sağlıyordu. Zamanla zorlu kış koşulları nedeniyle burada yaşayanlar Tiran ovası ve çevresine yerleştiler. Bu kişilerin uzmanlaştığı hayvancılık ve dericilik faaliyetlerinden dolayı yerleştikleri mahalleye "Tabakane", sokağa ise "Rruga e Tabakeve", yani dericiler adı verilmiştir. Lana Nehri'nin iki yakasını birbirine bağlayan 18. yüzyıldan kalma Osmanlı yapımı köprü de Tabak Köprüsü olarak adlandırılmıştır.Bugünkü anlamıyla şehir merkezi olarak Tiran, 1614 yılında dönemin zengin bir feodal beyi olan Süleyman Paşa Bargjini tarafından kurulmuştur. Süleyman Paşa tarafından yaptırılan külliye, esnaf ve ticaret çarşısı, Namazgah hane ve Tabak Köprüsü ve kale arazisi içinde hükümet binaları ve şehir merkezi bulunuyordu. Önemli ticaret yollarının kavşağında ve elverişli bir coğrafi konumda bulunması nedeniyle kısa sürede kentte zanaat ve ticarette hızlı gelişmeler görüldü, şehrin nüfusu arttı. Kale, 18. yüzyıldaki feodal savaşlar sırasında tekrar hasar gördü. 1814'ten sonra Tiran Kalesi, hükümdarlar Toptans'ın yaşadığı ve çalışma ofisinin yeri oldu. Kale, 20. yüzyılda orijinal işlevini yitirerek büyük hasar gördü. Çevresindeki surların bir kısmı yok oldu.2002 yılında Tiran Belediyesi ile Kültür Anıtları Enstitüsü ve kale alanının mülkiyet sahibi olan Toptani ailesi, yedi yıl süren "Kimliğe Dönüş" projesi ile kale içini turistik cazibe merkezine dönüştürdü. Kale içinde Bilimler Akademisi, Halk Meclisi ve Ulusal Sanat Galerisi ve çok sayıda kafe, restoran ve hediyelik eşya satan dükkânlar bulunuyor. Tiran'da mutlaka zaman geçirilmesi gereken bir yer halini almış.
Rahibe Teresa Meydanı'nda yer alan açık hava kütüphanesi, güzel havalarda kitabınızı alıp zaman geçirmek için ideal bir yer. Hemen yakınındaki Arnavutluk milli takımının maçlarını yaptığı 22 bin kişilik Air Albania Stadyumu bulunuyor. Stat ve çevresindeki kafeler burayı bir cazibe merkezine çevirmiş. Stat ve çevresinde kısa bir dinlenme sonrasında geri dönüşte Papa J.Paul heykeline selam verip yola devam ediyorum. Bir GSM firması tarafından yapılan ve çevresindeki alana ücretsiz Wi-Fi sunan bir iletişim köprüsünden geçerek ilerliyorum.
Bu kez sıradan bir köprünün iki yanındaki kaldırımlara renkli dikdörtgen metal çubuklardan oluşan soyut insan benzeri heykeller yerleştirilmiş. Renkli demir heykeller, köprünün sıradanlığını unutturarak insanların durup izlediği ve fotoğraflar çektiği bir ziyaret alanına dönüştürmüş.
Bu bölgede yürürken birbirinden güzel sokaklardan geçiyorum. Kendi kendime, eğer Tiran'da yaşasaydım bu sokakta yaşamak isterdim diye düşünürken kafamı kaldırdığımda sokak adının İsmail Cemali olduğunu gördüm. Osmanlı Meclisi Mebusanı'nda milletvekilliği yapan Cemali, bağımsızlık bildirgesini kaleme alan ve 1912 bağımsızlık sonrası ilk başbakanı ve Dışişleri bakanı olan kişidir.
Tiran'ın Blloku Mahallesi, geçmişte Enver Hoca'nın özel konutu olan Villa 31 ve partinin ileri gelenlerinin yaşadığı bir semt olma özelliği de taşıyor. Geçmişte komünist rejimin seçkinlerinin yaşadığı yerler, günümüzde lüks restoranların, barların, alışveriş mekanlarının ve gece hayatının yaşandığı bir yere dönüşmüş. İyi giyimli, modayı takip eden Arnavutların gösteriş yaptığı yer olarak biliniyor. Mercedes marka otomobillerin fazlalığı bu bölgede dikkat çekiyor. Bir statü ve sınıf sembolü olarak kabul ediliyor.Yolda yürürken sokakta hararetle Domino oynayan adamlara rastlamak mümkün. Adeta ulusal oyunları. YA da George Busg adını bir caddede görmek şaşırtıcı gelebilir. ABD’nin Arnavutluk’u ziyaret eden ilk başkanı olması onuruna bir caddeye adı verilmiş. Ya da bir Papa heykeli karşınıza çıkabilir.
Türk edebiyatının öncülerinden olan Talat ve Fitnat eserinin yazarı Şemsettin Sami (Fraşeri) aslen Arnavut'tur. Arnavutluk: Neydi, Nedir ve Ne Olacaktır? kitabı, Arnavut milliyetçiliğinin manifestosu olarak kabul edilir. Arnavutluk'un kurulmasının fikir babalarındandır. Aynı zamanda Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen'in babasıdır. Bu bölgede bir parkta kardeşleriyle beraber heykeli bulunmaktadır.Türkiye tarafından yaptırılan Büyük Tiran Camisi'nin halk arasındaki adı Namazgah Camii'dir. 1912 ile 1992 arasında proje olarak kalmış ve 1992'de girişim başarısızlıkla sonuçlanmış. 2015’te Türkiye’nin desteği ile yeniden yapımına başlanan cami 2024 yılında açılmıştır. Balkanların en büyük camisi olarak biliniyor. Çevre düzenlemesi güzel, içi temiz ve bakımlı bir cami olarak dikkatleri çekmektedir.
Bazı semboller basittir ama etkilidir. Hafızada yer eder. Tiran Piramidi bu anlamda her dönem sembol olmuş bir yapıdır. 21 metre yüksekliğindeki yapı Enver Hoca için yapılmış, daha sonra 1988’de müzeye dönüştürülmüştür. Rejim değişikliği ardından 1991'de konferans merkezi, 1999 Kosova Savaşı sırasında bina NATO üssü olarak kullanılmıştır. 2018 yılında TUMO Center Tiran adlı bir proje kapsamında 12 milyon avroluk inşaat maliyeti Arnavut-Amerikan Kalkınma Vakfı tarafından karşılanarak yenilenmiştir. 2013 yılında yeniden açılan Tiran piramidi bilgisayar programlama, robotik ve start-up'lara odaklanan yaratıcı teknolojiler için bir gençlik merkezine dönüştürülmüştür.
Tiran gezisinden mutlu ayrıldım. Bugüne kadar Arnavutluk hakkında duyduğunuz tüm ön yargıları bir kenara bırakmanızı öneririm. İnsanlar dostane davranıyor ve hoşgörülüler. Tiran'ın kendine has bir havası var. Kent canlı ve hareketli ama turistleri ilgilendiren bölgeler kaotik değil. Güvenli ve ekonomik olarak sizi yormayan makul bir şehir. Yeme içme mekânlarında çok renklilik var. Tiran, pizza konusunda en az İtalyanlar kadar iddialı hale gelmiş ve çok sayıda pizzacı bulunuyor. Ustaların çoğunluğu İtalya’da çalışarak ülkesine dönen kişilerden oluşuyor. Her Arnavut’un İtalya'da en azından bir akrabası vardır ve eğer o değilse, kesinlikle karısı vardır şeklindeki esprili söz yaygın olarak kullanılmaktadır.Kahve konusunda en az İtalyanlar kadar fanatikler ve espresso kullanımının yaygın olduğunu gözlemliyorsunuz. Dünyaca ünlü bilinen fast food zincirleri Tiran’da yok. Onun yerine yerel lezzetler var. Halk arasında iletişimde İtalyanca ön plana çıksa da İngilizce konusunda zorluk çekmiyorsunuz. Yer yer Türkçe konuşmaya çalışanlar ile karşılaşıyorsunuz. Tüm Balkan Coğrafyasında Güney Amerika dizileri tamamıyla yerini Türk dizilerine bırakmış görünüyor. Bugüne kadar 30'dan fazla Türk dizisi Arnavutluk’ta yayınlanmış.Arnavutça konuşulan hiçbir dile benzemiyor. Soyu tükenmiş bir İlirya dilinden geldiği düşünülüyor, ancak kesin kökeni dilbilimciler için hâlâ bir sır. Şehir içi oldukça temiz. Trafik kurallarına uyum yüksek ama tam denilemez. Trafiğin çok yönlü akmasının yarattığı küçük karışıklıklar olabiliyor. Bir turist için öncelikli olan görülecek, gezilecek, oturulacak mekânlar oldukça rahat ve yürüme mesafelerinde bulunuyor. Toplu taşıma araçları ve taksilerin tamamına yakını hibrit ve elektrikli yakıt kullanıyorlar. Turistik merkezden dışarı doğru çıktıkça trafik yoğunluğu artıyor ve kaos yaşamaya başlıyorsunuz.
Oteller, restoranlar, barlar, pub'lar, kabareler, eğlence merkezleri ve çok sayıda gezi noktasıyla dolu olan şehir, tüm ziyaretçiler için aktif ve çeşitli seçenekler sunmaktadır. Tiran ayrıca önemli ulusal ve uluslararası etkinliklere, seminerlere, sempozyumlara, konferanslara, festivallere, gösterilere vb. ev sahipliği yapmaktadır. Arnavutlar, ülkelerinin dünyanın en popüler seyahat noktası olmadığının farkındalar ve insanların olumsuz klişelere rağmen Tiran'ı ziyaret etmelerinden hoşnut oluyorlar. Bu nedenle onları ziyaret etmeyi tercih eden gezginlere saygı gösteriyorlar. Yabancı olduğunuzu anladıklarında hemen nereli olduğunuzu soruyorlar. Türkiye yanıtı karşısında genelde olumlu tepkiler aldım.Ayrılırken "İyi ki geldim!" dediğim keyifli bir Tiran gezisi yaşadım. Tiran gezilecek, eğlenilecek, zaman geçirilecek, yemek yenilecek ve zamanı size damıtarak yaşatan güzel bir şehir ve Tiranlılar da kente gelen misafirlerini ağırlamaktan mutlu olan insanlar.Tiran'ı ziyaret edip bu güzel şehre bir şans neden vermiyorsunuz?
Rahibe Teresa Havalimanı, yıllık 10 milyon yolcu sayısını aşarak bölgenin en önemli havalimanlarından biri haline gelmiştir. Kuzey Makedonya, kosova ve Karadağlıların da kullandığı havalimanı, THY'nin de ortak olduğu Arnavutluk havayolları şirketi Air Albania'nın merkezi olarak hizmet sunmaktadır. Hızlı bir şekilde pasaport kontrolü sonrası dışarı çıktım. Bir dakikalık kısa bir yürüyüşle havalimanı ile şehir merkezi arasında çalışan LUNA isimli shuttle servisine binerek yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuktan sonra kent merkezinde yer alan İskender Bey Meydanı'na ulaştım.
Yoğun bir yağmur altında otelime geçtim. Adana gibi sıcak bir kentte yaşayanlar yağmurla karşılaşınca ilk tepki olarak sevinç duyuyor ve ıslanmaktan pek çekinmiyorlar. Ben de başlangıçta bu duyguyla hareket ettim. Bir kente gelip otelime yerleşir yerleşmez ne kadar yorgun olursam olayım, saat kaç olursa olsun yakın çevreyi genel hatlarda keşfetme alışkanlığımdan yağmura rağmen vazgeçmedim. Kısa sürede çevre kontrolü bir mini geziye dönüştü. İskender Bey Meydanı'nın çevresinde çok sayıda gezmeyi planladığım yerle karşılaştım. Meydanın bir cephesini kapatan Opera binasının ön cephesinde yer alan çok sayıda kafe ve restoranın olduğu bölümde bir mekâna oturarak bir kahve ve Balkanların vazgeçilmez tadı Trileçe siparişi verdim. Yağmura rağmen neredeyse herkes dış mekanlarda ısıtıcılar çevresinde oturuyordu. Akşam yemeği için tatmak istediğim geleneksel Arnavut mutfağı seçeneklerimi gezilerimde en çok kullandığım uygulamalardan biri olan TripAdvisor yardımıyla değerlendirerek seçimimi yaptım.Ertesi gün beklentilerimin aksine yağmur durmadı. Ben de yağmur altında şehrin merkezi İskender Bey Meydanı ile gezime başladım. 40.000 metrekarelik devasa bir alan bana eski Doğu Bloku ve sosyalist geçmişi olan ülkelerdeki buna benzer ulusal özel günlerin ve etkinliklerin kutlandığı büyük meydanları hatırlattı. Meydanın altında bulunan katlı otopark ile kent meydanındaki otopark sorunu çözülmüştü. Meydanda gördüğüm 11 metrelik heykel, Arnavutların ulusal kahramanı ve tüm Balkan ülkelerinin sahiplendiği İskender Bey’e aitti. Müslüman olarak Osmanlı’da önemli askeri hizmetlerde bulunan İskender Bey, Anadolu ve Rumeli seferlerine katılır. 1443 yılında askeri seferde kaçarak 1468'de ölümüne kadar Osmanlı Devleti'nin Arnavutluk’ta yerleşmesini engelleme mücadelesi vermiştir. Osmanlı’nın batıya doğru ilerlemesine de engel olduğu için tüm Balkan ve Avrupa ülkeleri tarafından ulusal kahraman kabul edilmektedir.
İskender Bey Meydanı ve çevresinde Osmanlı, Sovyet, İtalyan, Alman tarzlarında yapılar bulunuyor. Ancak en dikkat çekici olan ise her yönde karşınıza çıkan benzersiz ve ilginç mimari tarzı ile gökdelenler oluyor. Meydanın çevresinde Kültür Sarayı, Ulusal Tarih Müzesi, Ethem Bey Camii, Saat Kulesi, Tiran Uluslararası Oteli, Ortodoks Kilisesi, Kütüphane, Opera Binası gibi önemli yapılar yer alıyor. Ethem Bey Camisi ile gezime başladım. Kapısındaki görevli, ziyaretçiler için saat 11’de içeri girişin başlayacağını, daha 17 dakika olduğunu söyleyerek camiye almadı. O anda yağan yoğun yağmuru gösterdim, olmaz işareti alınca bir Arnavut'la inatlaşmanın zorlukları hakkında bilgi sahibi olduğumdan oradan ayrıldım. İlk defa bir ibadet evine girişte bir engelle karşılaşmış olmanın şaşkınlığı ile ıslanmaya ıslanacağım, yakınlardaki Ortodoks kilisesini gezeyim, buraya daha sonra geri dönerim diye düşünerek gezime devam ettim. Pazar günü ayin yapılıyor olması nedeniyle kilise oldukça kalabalıktı. Engelle karşılaşmadan yapıyı sessizce gezip fotoğrafladım.1967'den itibaren Arnavutluk Halk Sosyalist Cumhuriyeti, dünyada resmen ateist ilan edilen tek devletti. Bu kapsamda ibadet yerlerini kapatma kararı almasından sonra Arnavutluk’ta bulunan ve devlet tarafından tanınan resmi 9 cami, 117 Ortodoks kilisesi ve 10 Katolik kilisesi kapatıldı. Rejim değişikliği sonrasında ibadet yerlerine izin verilmesinden sonra Ortodokslar 2012'de bu katedrali açtılar. Yeniden Doğuş ya da Arnavut Ortodoks Katedrali olarak isimlendirilen katedral, Balkanlar'ın dördüncü büyük Ortodoks kilisesi ve güzel mimari yapısı ile dikkat çekiyor.
Katedralin tam karşısında "Gizli Gözetleme Müzesi" olan "Yapraklar Evi" bulunuyor. Bu müze, Arnavutluk'taki rejim kurbanlarını anmak için kurulmuş ve bir zamanlar gizli polis Sigurimi'nin karargâhı olarak kullanılmıştı.Tekrar Ethem Bey Camisi'ne dönüyorum. Kapıda aynı görevli var ve bu sefer nereden geldiğimi soruyor. Türkiye diyorum, bir taraftan da elimdeki küçük havluyla kurulanmaya çalışıyorum. Görevli bir kutuyu gösteriyor ve "Sadaka" diyor. Kutuya para atmamı istiyor. Aramızda bir negatif elektrik oluştuğundan cevap vermeden gezmeye başladım.Cami, 1794 yılında Tiran'ın ileri gelenlerinden Molla Bey tarafından inşa edilmeye başlansa da, oğlu Ethem Bey tarafından 1821 yılında tamamlanmış. Bol ışık alan kubbesi, kulenin kendine özgü tarzı dikkat çekicidir. Genel olarak, minareyle birlikte dış görünümü son derece uyumlu ve orantılıdır. Cami, devlet koruması altında kültür anıtı ilan edilmiştir.
İbadet yerlerinin yasaklanması sonrası kapatılan cami, araya girenlerin gayretleriyle müzeye dönüştürülen yapı 90'larda yeniden açılmış ve Türkiye tarafından 2022'de restore edilmiştir. Caminin en dikkat çekici tarafı iç yüzeyin tamamına yakınının kalem işi nakışlarla kaplı olmasıdır. Balkanlarda özellikle Makedonya ve Bulgaristan'da bu tür işlemeli renkli camilere rastlamak mümkün.Arnavutluk, renkli inanç grupları ile dikkatleri çeken bir ülke. 2023 nüfus sayımına göre Arnavutluk'ta nüfusunun yaklaşık %50,7'si Müslümandır. Katolikler %8,38, Ortodokslar %7,22, Evanjelikler %0,4 olmak üzere Hristiyan oranı %15,6'dır. Kendisini dinsiz (%14) veya ateist (%4) olarak tanımlayanların oranı %18, cevap vermeyenlerin oranı %15'tir. Arnavutluk'ta %4.81 oranında olan Bektaşiler ile ilgili Vatikan benzeri mikro devletin Tiran'da kurulması Önerisi halen kamuoyunun gündeminde yer almaktadır.İskender Bey Meydanı'nda Ethem Bey Camisi'nin hemen yanında yer alan diğer bir yapı ise Saat Kulesi'dir. 1822 yılında Hacı Emin Bey tarafından yaptırılan 35 metre yüksekliğindeki kule, insanlara ibadet saatini anımsatmak, esnafın iş saatlerini ayarlamaları amacıyla inşa edilmiştir.
Tiran'da bulunan yeraltı sığınaklarından ikisi turizme açılmıştır. Bunlardan kent merkezinin daha dışında olan 106 odalı 5 katlı yeraltı sığınağı olan Bunk-Art-1, İtalyan işgal dönemi ve direniş, savaş dönemi diplomasi faaliyetleri, Alman işgali ve Arnavut direnişi, savaş sonrası gelişmeleri ve komünist dönemi içermektedir. Kent merkezindeki Bunk-Art 2 ise 1970'lerde Arnavutluk'ta ülke genelinde 175 bin farklı büyüklükte sığınak inşası kararı sonrasında nükleer bir saldırı durumunda İçişleri Bakanlığının faaliyetlerini sürdürmesi amacıyla inşa edilmiştir. Günümüzde yeraltı müzesi olarak hizmet vermektedir. Müze, Gizli Polis Teşkilatı Sigurimi'nin ve Enver Hoca rejiminin olumsuz etkilerini sergilemeyi amaçlamaktadır.
İskender Meydanı’nda yer alan en önemli yapı Ulusal Tarih Müzesi'dir. 1981 yılında açılan müze, ülkenin en büyük ve en çok ziyaret edilen müzesidir. Maalesef tadilat nedeniyle kapalı olunca gezme şansı bulamadım. Müzeye yakın yerdeki, 1953 yılında inşa edilen Opera ve Bale Binası, Çinliler tarafından yaptırılan ve Arnavutluk’un en büyük tiyatro binası olan TOBT), opera, bale, dans, tiyatro ve konser gibi çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır. Operanın yanındaki Uluslararası Adrion kitapevini gezerken Orhan Pamuk’un Arnavutçaya çevrilmiş eserleri ile karşılaştım.
Günümüzde Arnavutluk Başbakanı olan Sanatçı Edi Rama, 2000 yılında Tiran belediye başkanı seçildiğinde, şehri estetik açıdan dönüştürmeyi amaçladı. Şehirde kamu ve özel bazı binalarda geometrik desenler, puantiyeler ve dev ağaçlar, farklı figürler belirmeye, dış cepheleri renklenmeye başladı. Bu çalışmalar ona 2004 yılında Dünyanın En İyi Belediye Başkanı ödülünü getirdi. 11 yıllık belediye yönetim döneminde büyük bütçelere sahip olmayan Rama için fazla bir seçenek yoktu ve küçük dokunuşlarla donuk ve mat kenti renkli ve canlı bir görünüme dönüştürürken kentteki en büyük sorunlardan biri olan kaçak yapılaşma ile mücadele ederek yaklaşık on bin konutu yıktı. Kentte binaların dış cephelerinin boyanması başlangıçta halk tarafından şüpheyle karşılandı. Çizimlerde olağanüstü bir şeyler yoktu ancak sokakta gezen kişiler üzerinde olumlu etkisi oldu ve zamanla turistlerin ilgi gösterdiği bir noktaya dönüştü. Az bütçeyle geçici bir çözüm bulunmuştu. Binaları boyamak, içlerindeki yaşam koşullarını hemen değiştirmemişti ancak toplumsal psikoloji üzerinde olumlu etkiler meydana geldi. Zamanla bu binalarda yenilenmeler başladı. Bu, insanlara şehrin değiştiğini göstermenin ucuz ama etkili bir yoluydu.
Rama'nın Başbakan olması sonrası kentte gökdelen çılgınlığı yaşanmaya başlandı. Merkezin etrafında, gösterişli çağdaş Avrupalı mimarlar tarafından tasarlanan bir dizi kule yükseldi. Dünyanın en prestijli mimari firmaları davet edildi. Her türlü kolaylıklar, teşvik ve destek sağlandı. Sadece bunların Tiran'a özgü olması isteniyordu. Arnavutluk'un ulusal kahramanının başının tasvir edildiği Skanderbeg Binası ve cephesinde ülkenin pikselli bir haritasının yer aldığı Downtown One Tirana gibi binalar inşa edildi. O kadar kararlıydı ki kendisini o ana kadar destekleyen pek çok kesimi karşısına alarak İtalyan mimar Gulio Berte tarafından tasarlanan Ulusal Tiyatro binasını pandemi döneminde sabaha karşı polis baskını ile yıktı. Hükümete iş yapan bir müteahhit'e tiyatro binası yapması karşılığında 6 blok gökdelen yapması karşılığında anlaşması tepkiyle karşılandı.Rama döneminde Arnavutluk, sıra dışı projelerle gökdelenlerden oluşan bir kente dönüşme vizyonunu benimsemiş görünüyor. Uzun yıllar boyunca mütevazı, az katlı ve farklı dönem özellikleri taşıyan binalardan yeni dönemlerini ve değişimlerini gökdelenlerle simge haline getirmiştir. Ancak yer seçimleri oldukça tartışmalı görünüyor. Genelde her gökdelenin yakınında ya da ya başında bir tarihi eser bulunuyor. İnsanda yabancı mimarlar için bir oyun alanı, fantastik denemelerini rahatça yaptıkları bir kent duygusu yaratıyor. Bireysel olarak gökdelenleri binlerce yıl tarihi geçmişi olan bir kentin tarihi merkezinde düşünemiyorum. Doku uyuşmazlığı gibi görüyorum. Binlerce yıllık tarihe tanıklık etmiş mekân ve yollardan o gökdelenlere bakan biri tarihi mekânları ve geçmişle olan bağlantıları yok etmek üzere sızıntı yapmış Truva atlarını görüyor.
Tiran’ın geleneksel ürün ve yiyeceklerini bulabileceğiniz hem yemek tatmak hem de hediyelik, eşyaları almak için en uygun yer olan, 1939’dan bu yana hizmet veren Pazari i Ri (Yeni Pazar) bölgesine gittim. Bu bölgede düzenleme çalışmaları devam ediyor. Görünüşe göre biraz zaman alacak. Ancak birkaç sene sonra Tiran’a ziyarete gelenlerin uğramadan geçemeyecekleri bir bölgeye dönüşecek ve Tiran’ın en popüler yerlerinden biri olacak gibi görünüyor.
Tiran Kalesi'ne giderken kısaca kentin tarihine değinmekte fayda var. Tiran kentinin ilk olarak M.Ö. 4. yüzyılda kenti çevreleyen Daiti Dağı eteklerinde Tirkan adı verilen kalenin çevresinde kurulduğu düşünülüyor. Tiran çevresindeki Egnatia ve Tiran yaylalarına giden "Şengjergjit Yolu", dağlık bölgelerde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşanların ürünlerinin kente ulaşmasını sağlıyordu. Zamanla zorlu kış koşulları nedeniyle burada yaşayanlar Tiran ovası ve çevresine yerleştiler. Bu kişilerin uzmanlaştığı hayvancılık ve dericilik faaliyetlerinden dolayı yerleştikleri mahalleye "Tabakane", sokağa ise "Rruga e Tabakeve", yani dericiler adı verilmiştir. Lana Nehri'nin iki yakasını birbirine bağlayan 18. yüzyıldan kalma Osmanlı yapımı köprü de Tabak Köprüsü olarak adlandırılmıştır.Bugünkü anlamıyla şehir merkezi olarak Tiran, 1614 yılında dönemin zengin bir feodal beyi olan Süleyman Paşa Bargjini tarafından kurulmuştur. Süleyman Paşa tarafından yaptırılan külliye, esnaf ve ticaret çarşısı, Namazgah hane ve Tabak Köprüsü ve kale arazisi içinde hükümet binaları ve şehir merkezi bulunuyordu. Önemli ticaret yollarının kavşağında ve elverişli bir coğrafi konumda bulunması nedeniyle kısa sürede kentte zanaat ve ticarette hızlı gelişmeler görüldü, şehrin nüfusu arttı. Kale, 18. yüzyıldaki feodal savaşlar sırasında tekrar hasar gördü. 1814'ten sonra Tiran Kalesi, hükümdarlar Toptans'ın yaşadığı ve çalışma ofisinin yeri oldu. Kale, 20. yüzyılda orijinal işlevini yitirerek büyük hasar gördü. Çevresindeki surların bir kısmı yok oldu.2002 yılında Tiran Belediyesi ile Kültür Anıtları Enstitüsü ve kale alanının mülkiyet sahibi olan Toptani ailesi, yedi yıl süren "Kimliğe Dönüş" projesi ile kale içini turistik cazibe merkezine dönüştürdü. Kale içinde Bilimler Akademisi, Halk Meclisi ve Ulusal Sanat Galerisi ve çok sayıda kafe, restoran ve hediyelik eşya satan dükkânlar bulunuyor. Tiran'da mutlaka zaman geçirilmesi gereken bir yer halini almış.
Rahibe Teresa Meydanı'nda yer alan açık hava kütüphanesi, güzel havalarda kitabınızı alıp zaman geçirmek için ideal bir yer. Hemen yakınındaki Arnavutluk milli takımının maçlarını yaptığı 22 bin kişilik Air Albania Stadyumu bulunuyor. Stat ve çevresindeki kafeler burayı bir cazibe merkezine çevirmiş. Stat ve çevresinde kısa bir dinlenme sonrasında geri dönüşte Papa J.Paul heykeline selam verip yola devam ediyorum. Bir GSM firması tarafından yapılan ve çevresindeki alana ücretsiz Wi-Fi sunan bir iletişim köprüsünden geçerek ilerliyorum.
Bu kez sıradan bir köprünün iki yanındaki kaldırımlara renkli dikdörtgen metal çubuklardan oluşan soyut insan benzeri heykeller yerleştirilmiş. Renkli demir heykeller, köprünün sıradanlığını unutturarak insanların durup izlediği ve fotoğraflar çektiği bir ziyaret alanına dönüştürmüş.
Bu bölgede yürürken birbirinden güzel sokaklardan geçiyorum. Kendi kendime, eğer Tiran'da yaşasaydım bu sokakta yaşamak isterdim diye düşünürken kafamı kaldırdığımda sokak adının İsmail Cemali olduğunu gördüm. Osmanlı Meclisi Mebusanı'nda milletvekilliği yapan Cemali, bağımsızlık bildirgesini kaleme alan ve 1912 bağımsızlık sonrası ilk başbakanı ve Dışişleri bakanı olan kişidir.
Tiran'ın Blloku Mahallesi, geçmişte Enver Hoca'nın özel konutu olan Villa 31 ve partinin ileri gelenlerinin yaşadığı bir semt olma özelliği de taşıyor. Geçmişte komünist rejimin seçkinlerinin yaşadığı yerler, günümüzde lüks restoranların, barların, alışveriş mekanlarının ve gece hayatının yaşandığı bir yere dönüşmüş. İyi giyimli, modayı takip eden Arnavutların gösteriş yaptığı yer olarak biliniyor. Mercedes marka otomobillerin fazlalığı bu bölgede dikkat çekiyor. Bir statü ve sınıf sembolü olarak kabul ediliyor.Yolda yürürken sokakta hararetle Domino oynayan adamlara rastlamak mümkün. Adeta ulusal oyunları. YA da George Busg adını bir caddede görmek şaşırtıcı gelebilir. ABD’nin Arnavutluk’u ziyaret eden ilk başkanı olması onuruna bir caddeye adı verilmiş. Ya da bir Papa heykeli karşınıza çıkabilir.
Türk edebiyatının öncülerinden olan Talat ve Fitnat eserinin yazarı Şemsettin Sami (Fraşeri) aslen Arnavut'tur. Arnavutluk: Neydi, Nedir ve Ne Olacaktır? kitabı, Arnavut milliyetçiliğinin manifestosu olarak kabul edilir. Arnavutluk'un kurulmasının fikir babalarındandır. Aynı zamanda Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen'in babasıdır. Bu bölgede bir parkta kardeşleriyle beraber heykeli bulunmaktadır.Türkiye tarafından yaptırılan Büyük Tiran Camisi'nin halk arasındaki adı Namazgah Camii'dir. 1912 ile 1992 arasında proje olarak kalmış ve 1992'de girişim başarısızlıkla sonuçlanmış. 2015’te Türkiye’nin desteği ile yeniden yapımına başlanan cami 2024 yılında açılmıştır. Balkanların en büyük camisi olarak biliniyor. Çevre düzenlemesi güzel, içi temiz ve bakımlı bir cami olarak dikkatleri çekmektedir.
Bazı semboller basittir ama etkilidir. Hafızada yer eder. Tiran Piramidi bu anlamda her dönem sembol olmuş bir yapıdır. 21 metre yüksekliğindeki yapı Enver Hoca için yapılmış, daha sonra 1988’de müzeye dönüştürülmüştür. Rejim değişikliği ardından 1991'de konferans merkezi, 1999 Kosova Savaşı sırasında bina NATO üssü olarak kullanılmıştır. 2018 yılında TUMO Center Tiran adlı bir proje kapsamında 12 milyon avroluk inşaat maliyeti Arnavut-Amerikan Kalkınma Vakfı tarafından karşılanarak yenilenmiştir. 2013 yılında yeniden açılan Tiran piramidi bilgisayar programlama, robotik ve start-up'lara odaklanan yaratıcı teknolojiler için bir gençlik merkezine dönüştürülmüştür.
Tiran gezisinden mutlu ayrıldım. Bugüne kadar Arnavutluk hakkında duyduğunuz tüm ön yargıları bir kenara bırakmanızı öneririm. İnsanlar dostane davranıyor ve hoşgörülüler. Tiran'ın kendine has bir havası var. Kent canlı ve hareketli ama turistleri ilgilendiren bölgeler kaotik değil. Güvenli ve ekonomik olarak sizi yormayan makul bir şehir. Yeme içme mekânlarında çok renklilik var. Tiran, pizza konusunda en az İtalyanlar kadar iddialı hale gelmiş ve çok sayıda pizzacı bulunuyor. Ustaların çoğunluğu İtalya’da çalışarak ülkesine dönen kişilerden oluşuyor. Her Arnavut’un İtalya'da en azından bir akrabası vardır ve eğer o değilse, kesinlikle karısı vardır şeklindeki esprili söz yaygın olarak kullanılmaktadır.Kahve konusunda en az İtalyanlar kadar fanatikler ve espresso kullanımının yaygın olduğunu gözlemliyorsunuz. Dünyaca ünlü bilinen fast food zincirleri Tiran’da yok. Onun yerine yerel lezzetler var. Halk arasında iletişimde İtalyanca ön plana çıksa da İngilizce konusunda zorluk çekmiyorsunuz. Yer yer Türkçe konuşmaya çalışanlar ile karşılaşıyorsunuz. Tüm Balkan Coğrafyasında Güney Amerika dizileri tamamıyla yerini Türk dizilerine bırakmış görünüyor. Bugüne kadar 30'dan fazla Türk dizisi Arnavutluk’ta yayınlanmış.Arnavutça konuşulan hiçbir dile benzemiyor. Soyu tükenmiş bir İlirya dilinden geldiği düşünülüyor, ancak kesin kökeni dilbilimciler için hâlâ bir sır. Şehir içi oldukça temiz. Trafik kurallarına uyum yüksek ama tam denilemez. Trafiğin çok yönlü akmasının yarattığı küçük karışıklıklar olabiliyor. Bir turist için öncelikli olan görülecek, gezilecek, oturulacak mekânlar oldukça rahat ve yürüme mesafelerinde bulunuyor. Toplu taşıma araçları ve taksilerin tamamına yakını hibrit ve elektrikli yakıt kullanıyorlar. Turistik merkezden dışarı doğru çıktıkça trafik yoğunluğu artıyor ve kaos yaşamaya başlıyorsunuz.
Oteller, restoranlar, barlar, pub'lar, kabareler, eğlence merkezleri ve çok sayıda gezi noktasıyla dolu olan şehir, tüm ziyaretçiler için aktif ve çeşitli seçenekler sunmaktadır. Tiran ayrıca önemli ulusal ve uluslararası etkinliklere, seminerlere, sempozyumlara, konferanslara, festivallere, gösterilere vb. ev sahipliği yapmaktadır. Arnavutlar, ülkelerinin dünyanın en popüler seyahat noktası olmadığının farkındalar ve insanların olumsuz klişelere rağmen Tiran'ı ziyaret etmelerinden hoşnut oluyorlar. Bu nedenle onları ziyaret etmeyi tercih eden gezginlere saygı gösteriyorlar. Yabancı olduğunuzu anladıklarında hemen nereli olduğunuzu soruyorlar. Türkiye yanıtı karşısında genelde olumlu tepkiler aldım.Ayrılırken "İyi ki geldim!" dediğim keyifli bir Tiran gezisi yaşadım. Tiran gezilecek, eğlenilecek, zaman geçirilecek, yemek yenilecek ve zamanı size damıtarak yaşatan güzel bir şehir ve Tiranlılar da kente gelen misafirlerini ağırlamaktan mutlu olan insanlar.Tiran'ı ziyaret edip bu güzel şehre bir şans neden vermiyorsunuz?





