Cenevre için dünyanın buluşma noktası da denilmektedir. Turistler için ise maviyle yeşilin en güzel buluşmalarından birinin yaşandığı yer olması nedeniyle beklentilerin ötesinde bir keşif rotası olabilir diye düşünerek Cenevre gezisini gerçekleştirdim.
Cenevre’ye gitmek için Sabiha Gökçen Havalimanı'nda beklerken elektronik postalarımı kontrol ettim. Kalacağım otelden gelen mesajda, şehirde bulunduğum süre içerisinde kullanabileceğim şehir kartı ve bir barkod aldım. Mesajda, havalimanından otele ücretsiz gelebileceğim ve kentte konuk olduğum dönemde Cenevre Kanton'undaki Zone 10 Unireso ağı adı verilen otobüsleri, tramvayları, trenleri (CFF) ve göl üzerindeki küçük taksi teknelerini (Mouettes genevoises) sınırsız ve ücretsiz kullanabileceğimi yazıyordu. Bazı oteller size dijital bir versiyonunu e-posta ile de gönderirken, diğerleri müşterileri otele ulaşınca kendilerine kart olarak verebiliyor. Ayrıca Cenevre’ye gelenler, Cenevre Uluslararası Havalimanı'na (GVA) uçakla geldiğinizde, bagaj alım salonunda bulunan bir makineden 80 dakikalık ücretsiz bir bilet alabiliyorsunuz. Benzer uygulama Lüksemburg ve Fransa'nın bazı kentlerinde de bulunuyor.
Cenevre İsviçre'nin Zürih'ten sonra en büyük ikinci şehridir ve Fransızca konuşulmaktadır. Kent merkezinin nüfusu 200 bin, kantonun toplam nüfusu ise 500 bindir. Nüfusun ancak yarısı İsviçre vatandaşıdır. Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi (UNOG), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) gibi pek çok uluslararası kuruluşa ev sahipliği yapmaktadır. Uluslararası kuruluşlarda çalışan yabancı sayısı 30 binin üzerindedir.
Cenevre, Avrupa'nın en büyük göllerinden biri olan Leman Gölü (Cenevre Gölü) kıyısında yer almaktadır. Cenevre Gölü İsviçre ve Fransa arasında yer almakta ve üç kanton bölgesinden geçmektedir. Gölün ortasındaki ünlü fıskiye Jet d'Eau, Cenevre kentinin simgelerindendir. Kent, finans ve saatçilik konusunda uluslararası öneme sahiptir. İsviçre saat endüstrisinin de önemli merkezlerinden biridir. Göl Cenevre için sadece bir gölden ibaret değildir. Korunmuş çevresi, parkları, kentsel dekorasyonu, peyzajı, yeşil alanları ile temizliği ile dikkat çekmektedir.

Fransız Devrimi'nin ilham kaynağı Jean-Jacques Rousseau Cenevre doğumludur. Rousseau, Cenevre'nin eski kent bölgesinde, St. Pierre Katedrali yakınında doğmuştur. Büyüdüğü ev şimdi bir mağaza olmuştur. Ailesi nesiller boyunca Cenevre’de yaşamıştır. Babası tanınmış bir saat tamircisidir. Karıştığı bir kavgadan sonra hapse girmemek için ailesini kardeşine teslim ederek Fransa’ya yerleşmiştir. Ardından Osmanlı İmparatorluğu'nda Topkapı Sarayı'ndaki sarkaçları ayarlamakla görevlendirilmiştir. Bu saatler İslami namazların tam vaktini ayarlıyordu.
Rousseau, 16 yaşında Cenevre'den ayrılıp Katolikliğe geçmiştir. Ancak çığır açan eserleri ona Fransa'da ün kazandırdıktan sonra, Cenevre’ye dönmüştür. Rousseau, siyasi düşünceyi kökten değiştiren felsefe, etik ve dini düşüncede açılımlar yapmıştır. Ancak fikirleri Cenevre gibi Kalvinist şehrin ileri gelenlerince hoş karşılanmamış ve onu tehlikeli ve istikrarsızlaştırıcı biri olarak tanımlamışlardır. Cenevre'yi yöneten aristokrat oligarşiyi kınaması, şehri 25 despot tarafından yönetilen bir yer olarak betimlemesi şehrin ileri gelenleriyle arasının açılmasına neden oldu. 1762'de onu sürgüne gönderdiler ve kitaplarını yaktılar.
Düşünürün heykeli ölümünden 50 yıldan fazla bir süre sonra, biraz isteksizce de olsa, kent dışında bir alana dikilmiştir ve Cenevre halkını Rousseau'nun kışkırtıcı fikirlerinden korumak için kavak ağaçlarıyla adeta saklanmıştır. Bu küçük alan ve park günümüzde Cenevre'nin en işlek caddelerinden biri olan Mont Blanc Köprüsü'ne sadece 50 metre uzaklıkta artık şehrin kalbinde yer almaktadır.
Kilometreler boyunca göl kenarında sıkılmadan yürüyüşüme devam ederken göl kenarındaki yeşil alanda genç bir adamın iç çamaşırsız bir atı eğitiyor veya sakinleştirmeye çalışıyor gibi göründüğü heykelle karşılaştım. Heykeltıraş Heinz Schwarz'ın Cenevre Gölü'nde bir atla beraber yüzerken boğulan gencin gazete haberinden ilham alarak bu heykeli yapmıştır. Başka bir dikkat çeken heykel ise Henri Paquet'nin "Diz Çöken Kadın" adlı çalışmasıdır. Başlangıçta sert hava koşullarına pek dayanıklı olmayan yumuşak bir taş olan Javot taşından yontulmuş olan eser, yıllar içinde ciddi bir bozulmaya uğramıştır. Bu nedenle, bronz dökümü yapılmıştır. Buradaki "Melankoli” heykeli ortasında dev bir delik bulunan; yığılmış bir şekilde bankta oturan, bakırdan yapılmıştır ve yaşamın bizde bıraktığı boşluğu tasvir etmektedir. Cenevre’de yürürken her adımda bir heykelle ve onların hikayesi ile karşılaşıyorsunuz.

İsviçre, Cenevre'deki Palais Wilson (Wilson Sarayı), Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi'nin mevcut merkezidir. Ayrıca, 1 Kasım 1920'den, kurumun binasını 17 Şubat 1936'da yine Cenevre'de inşa edilen Palais des Nations'a taşımasına kadar Milletler Cemiyeti'nin de merkeziydi. Cenevre Gölü'nün batı yakasında bulunan bina, kıyı şeridindeki en dikkat çekici binalardan biridir. Cenevre Gölü kıyısındaki beş katlı ve 225 odalı bina, aslen 1873-1875 yılları arasında Hotel National tarafından kullanılmak üzere inşa edilmiştir.

Cenevre'nin simgesi, Leman Gölü üzerinde bulunan ve 140 metre yüksekliğe ulaşan ve saniyede 500 lt su fışkırtan Jet d'Eau adlı su fıskiyesidir. Başlangıçta Cenevre Gölü üzerindeki hidrolik şebeke için bir emniyet valfi olarak inşa edilmiştir ve zamanla şehrin sembolü haline gelmiştir. Özel günler veya etkinlikler için renkli ışıklarla aydınlatılmaktadır.

Brunswick Anıtı Cenevre'deki Quai du Mont Blanc'ta bulunan ve 1879 yılında Cenevre Şehri tarafından Brunswick Dükü II. Charles için inşa edilmiş bir mezardır. 1815'te, 10 yaşındayken, Dük II. Charles, Brunswick Dükalığı'nın hükümdarı olmuş ve eğitiminin bir parçası olarak, 1820'de Lozan'da iki yılını kardeşiyle geçirmiştir. Lüks yaşam tarzı, skandalları ve savurgan yaşam tarzıyla tanınıyordu ve kraliyet ailesiyle yaşadığı siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle halk arasında popülerliğini yitirmiştir. 1830'da çıkan bir ayaklanma sonucu ülkesini terk etmek zorunda kalmış, yerine kardeşi William Dük olarak atanmıştır. 1870'te Fransa-Prusya Savaşı nedeniyle Charles, Cenevre'ye taşındı ve 18 Ağustos 1873 burada öldü. Vasiyetinde, Cenevre şehrini tek mirasçısı olarak gösterdi ve Cenevre'de önemli bir yere kendi tasarımlarına göre bir mezar inşa edilmesini şart koştu. Kardeşi William, mirasın bölüşümü konusunda 6 Mart 1874'te Cenevre ile dostane bir anlaşmaya vardı ve bunun sonucunda şehre bugünün parasıyla yaklaşık 1 milyar İsviçre frangına denk gelen bir para bıraktı bunun karşılığında da tüm tartışmalara rağmen Cenevre şehrinde anıt heykeli dikildi.

ESKİ KENT
Cenevre’nin alışveriş caddesi Rue du Marche’den yukarı doğru herhangi bir yokuştan yukarı çıkarsanız eski kente ulaşıyorsunuz. Cenevre'nin Eski Kent bölgesinde, olası saldırılar sırasında hızlı ve güvenli hareket edebilmek için ara sokakları birbirine bağlayan gizli geçitler bulunmaktadır. Arnavut kaldırımlı dar sokaklar, küçük meydanlar, tarihi binalar, büyüleyici müzeler ve gizemli gizli geçitler içerisinde kendinizi dar sokaklara bırakın ve yön aramadan gezmeye başlayın. Ortaçağ cazibesine sahip eski kent, tarihi sırlarla dolu bir hazinedir. Rue du Puits-Saint-Pierre'de, şehrin en eski evi olan ve şu anda müze olarak kullanılan Maison Tavel bulunmaktadır. Burada kendinizi Cenevre’nin 1850 yılındaki halinde bulursunuz. Tavel Evi, İsviçre'deki Orta Çağ sivil mimarisinin eşsiz bir örneğidir. 1334 yılında çıkan bir yangında yıkılan yapı, eve kentsel bir saray karakteri kazandıran soylu bir Cenevreli aile olan Tavels tarafından yeniden inşa edilmiştir. Yüzyıllar boyunca çeşitli nüfuzlu ailelerin elinden geçen yapı, 1963 yılında Cenevre Belediyesi tarafından satın alınmış ve örnek bir restorasyon gerçekleştirilmiştir.

Eski şehrin en önemli sembollerinden biri Cenevre Eski Kenti, Reformasyon’un merkezi olan Aziz Petrus Katedralidir. Gezerken herhangi bir şekilde yolunuz Katedral'e düşecektir. Aziz Petrus Katedrali, 2. yüzyılda inşa edilmiş ve Protestan Reformu'nun sembolü haline gelmeden önce yüzyıllar boyunca sayısız dönüşüm geçirmiştir. Protestan reformcuların lideri konumunda olan Calvin’i de ağırlamıştır. 1160 - 1250 yıllarında inşa edilen katedral hem gotik, hem de Greko-Romen tarzdan izler yansıtmaktadır. Katedralin en ünlü çanı olan 6 ton ağırlığındaki La Clémence'in sesini duyabilirsiniz. Katedralin bodrum katında, en meraklıları bile büyüleyecek bir arkeolojik alan bulunmaktadır. Katedralde yıl boyunca konserler düzenlenmektedir. Buradaki atmosfer, bizi müzik ve tarihle iç içe geçmiştir.

Katedral'e yakın Devlet Arşivleri binası bulunuyor. Buradaki toplar eski dönemde Cenevre’nin korunması amacıyla eski şehrin rampalarında durmaktaydı. 17. yüzyıldan kalma bu bina uzun yıllar silah deposu olarak kullanılmış, ardından tahıl ambarına çevrilmiş, şimdi ise devlet arşivleri olarak kullanılmaktadır.

Place Bourg-de-Four, Cenevre'nin en eski meydanıdır. Eskiden burada ticaret fuarları düzenlenirdi ve tarihi mimariye meraklı olanlar, şehrin karakteristik özelliği olan tipik dar evleri bulunmaktadır. Kentte Kestane ağacı baharın resmi müjdecisi kabul edilmektedir. Promenade de la Treille'deki tarihi kestane ağacı sembolik öneme sahiptir bu ağaçtaki ilk tomurcuk baharın resmi müjdecisi olarak kabul edilmektedir.
Cenevre'de, Birleşmiş Milletler (BM) Ofisi önünde geniş alanda seslerini duyurmak isteyen grupların eylemleriyle her zaman karşılaşmak mümkün. Bu eylemler, Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi'nin önündeki "Kırık Sandalye" anıtının bulunduğu alanda gerçekleşiyor. Buna karşılık, BM Cenevre Ofisi bahçesi dahil kapılarını tamamıyla kapatmış, güvenliğini üst düzeye çıkarmış durumda beklerken ise yaramaz, büyük ve ayrıcalıklı bir bürokratik hantal robot görünümünde duruyor. Diğer kapılardan sürekli lüks araçlarla bir takım kişiler havalı bir şekilde gelişler yapıyor, olağanüstü önlemlerle içeri girişler gözleniyor. Dışarıda ise olan biteni haykıran her renkten, her ulustan insanlar bulunurken BM'in buradaki görünümü ise taş duvar.

Kırık Sandalye, 1997 yılında Handicap International'ın isteği üzerine ünlü İsviçreli heykeltıraş Daniel Berset tarafından yapılmış ve marangoz Louis Genève tarafından inşa edilmiştir.
Bu eser tüm dünyada yaygınlaşmış ve 21. yüzyıl sanatının en ikonik eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Place des Nations'da, anıtsal bir heykel, 1997'den beri Uluslararası Cenevre ziyaretçilerinin dikkatini çekmektedir. Hasarlı, parçalanmış bacağıyla sandalye, anti-personel mayınların ve alt mühimmat silahlarının neden olduğu yıkımı simgelemektedir. Sıradan bir sokak sanatı eseri değildir. Dünya çapında sivilleri hedef alan silahlı şiddete karşı güçlü bir görsel temsil görevi görmektedir. Mart 1998'e kadar yalnızca geçici olarak sergilenmesi amaçlanmış olmasına rağmen, halkın yoğun ilgisi nedeniyle artık BM karşısında kalıcı olarak yerini almıştır. Mesajı, kara mayını mağdurlarının içinde bulunduğu zor durumu hatırlatması ve devletlerin misket bombalarını yasaklamasıdır. Cenevre'yi ziyaret eden devlet başkanlarına güçlü bir mesaj niteliğindedir. Kalan üç bacağı üzerinde tehlikeli bir şekilde dengede duran Kırık Sandalye, bir avuç liderin kararlarına tabi olan bir sivil toplumun kırılganlığını ama aynı zamanda onurunu da temsil etmektedir ve dimdik ve gururlu bir şekilde ayakta dururken 12 metrelik yüksekliğiyle etkileyici bir asalet sergilemektedir.

Bu son derece basit, tanıdık, faydacı ve evrensel ev eşyası, birçok kimliğe bürünebilen bir metafor ve alegori olup, sanatçının hem sembolik hem de somut sorular sormasına olanak tanımaktadır. Uzun zamandır kara mayınlarına karşı bir protesto sembolü olan Kırık Sandalye, günümüzde insan hakları, demokrasi, savaşlar, katliamlara karşı hareketlerin protesto edildiği bir yer halini almıştır.
BM’in yakınında ise Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Müzesi yer alıyor. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi, dünyanın en büyük insani yardım ağı olarak bilinmektedir: Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) ve 191 ülkedeki Ulusal Topluluklardan oluşmaktadır.

Müzenin kalıcı sergisi, insani yardım çalışmalarına vurgu yapıyor ve farklı kültürel geçmişlere sahip üç ünlü mimar tarafından tasarlanan üç tematik mekana bölünmüştür. Bunlar; insan onurunu savunmak (Gringo Cardia, Brezilya), aile bağlarını yeniden inşa etmek (Diebedo Francis Kere, Burkina Faso) ve doğal felaketlerin kader olmadığını ve risklerin azaltılması (Shigeru Ban, Japonya) temalarıdır. Serginin bu bölümü, oyunlar ve katılımcı enstalasyonlar aracılığıyla hayat kurtaran önlemlere, afet planlama stratejilerine ve bilgi paylaşımının temel önemine eğlenceli ve öğretici bir bakış sunmaktadır.

BM yakınlarında bulunan müzede insanlık tarihinin yüreğini acıtan katliamlar, kayıp insanlar, aileler, çocuklar, bölünmüş ailelere ilişkin belgeler bulunuyor. Ne acıdır ki, müzede Gazze’de yaşanan soykırım belgelerinin de kısa sürede yer alacağını düşünmek insana derin üzüntü veriyor.
Bu gezide en çok görmek istediğim yer CERN laboratuvarıydı. 1954 yılında kurulan Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN), dünyanın en büyük ve en prestijli bilimsel laboratuvarlarından biridir. Parçacık fiziği araştırmalarına ve evrenin yasalarının incelenmesine adanmış olan kuruluş, dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri ağırlamakta ve hem gençlere hem de yaşlılara yönelik etkileyici sergiler, etkileşimli gösteriler ve uygulamalı atölyeler sunmaktadır.

CERN, Fransa-İsviçre sınırının altında uzanan 27 kilometre uzunluğundaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'na (LHC) ev sahipliği yapmasıyla ünlüdür. Bu makine, diğer şeylerin yanı sıra, 2012 yılında Higgs bozonunun keşfine de yol açmıştır. Ayrıca, 1989 yılında Dünya Çapında Ağ (World Wide Web) icat edilmiş ve 1995 yılında ilk anti madde parçacıkları yaratılmıştır. Sonsuz küçükten Büyük Patlama ‘ya kadar, CERN dünyaya dair anlayışımızı sürekli olarak kökten değiştirmektedir.
CERN Bilim Geçidi adıyla 2004 yılından beri CERN'in karşılama merkezi olarak hizmet veren muhteşem ahşap küre Bilim ve İnovasyon Küresi'nin yanında, yemyeşil bir ormanın içine kurulmuştur. Bilim Geçidi, deneyimli bilim insanları, amatörler, çocuklar ve yetişkinler de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilere hitap ediyor. Herkes için benzersiz bir eğitim ve sosyal sorumluluk merkezi olan Bilim Geçidi, 8.000 m2'lik bir alanı kaplayan sergi salonları, uygulamalı laboratuvarlar, modüler bir oditoryum, bir mağaza ve bir restorandan oluşuyor. Ekim 2023'te açılışı yapılan bu ikonik bina, uluslararası üne sahip mimar Renzo Piano tarafından tasarlanmış ve CERN'in avangard hızlandırıcılarını hatırlatan asılı tüpler ve bilim ile toplum arasındaki ayrılmaz bağın sembolleri olan yaya köprüleriyle fütüristik bir tasarıma sahip.
5 yaş ve üzeri ziyaretçiler, laboratuvar atölyelerinde fizik becerilerini geliştirmeye, sürükleyici multimedya sergileriyle evreni keşfetmeye ve araştırma tesislerini ziyaret edebiliyorlar. Etkileşimli aktiviteler, sürükleyici ortamlar, uygulamalı deneyler ve gerçek bilimsel nesneler içeren Science Gateway sergileri her yaştan ziyaretçiye açık. Parçacıkların incelenmesinden Büyük Patlamaya, kuantum dünyası üzerinden maddenin özüne bir yolculuk yapıyorsunuz. İnternet üzerinden randevunuzu bireysel ve grup için alabilirsiniz. 18 Numaralı tramvay sizi merkezin önüne kadar götürecektir. Giriş ücretsizdir ve pazartesi hariç merkez haftanın 6 günü açıktır.

Ayrıca maddenin halleri, parçacık tespiti, süper iletkenlik veya büyük veri üzerine ilgi çekici ve etkileşimli halka açık dersler, film gösterimleri ve performanslar sunulmaktadır. Proton Express'e binmek için en az 12 kişi olması gerekiyor ve genelde gruplar rezerve etmiş oluyor, ona binemedim üzgünüm, bir daha gelmem için neden kabul ediyorum. Laboratuvar atölyeleri CERN bilim insanlarının ve mühendislerinin çalışmalarını keşfetmek için 45 ila 90 dakika süren atölyelerde parçacık tespitinin temel prensiplerinden bilimde robotların kullanımına kadar çeşitli konuları öğrenebilirsiniz. Bulut Odası'ndan Yapışkan Dedektörlere, Ozobotlarla Programlamadan LEGO Robotik Mücadelesi ‘ne kadar bu atölyeler size bilime yepyeni bir bakış açısı kazandıracaktır.
Eğer bir şey kıskanılacaksa, bu merkezin ülkemizde olmamasını kıskanabiliriz. Çocukların mutlaka gelmesi gereken bir yer. Buraya bir tam güne yakın bir zaman ayırmanız durumunda en üst düzeyde verim alabilirsiniz. Her yaştan insanların, özellikle öğrencilerin CERN deki etkinliklere yakın ilgisi, öğrenme ve eğlenme ikilisini dengede götürmeleri çok etkileyiciydi. Çağdaş bilimsel esaslara dayalı eğitimin önemini gösteren bu deneyim sonrası, uzun süredir görmek istediğim bir yeri görmenin mutluluğu ile ayrıldım.
Cenevre uluslararası bir şehir. Küresel ölçekte bir yönetim merkezi ve çok sayıda uluslararası kurumun merkezi durumunda. Tarih boyunca Cenevre'nin her zaman hem bir ticaret şehri hem de bir sığınma şehri olması nedeniyle günümüzde de dünyanın finans başkentlerinden biri olmuştur. İyi konumlanmış, başarılı bir kentsel yerleşim göze çarpıyor. Öncelikle kentin can damarı göl ve çevresi inşaatlardan uzak tutulmuş, temiz peyzajı ve kamusal alanlarıyla topluma mal edilmiş. Alışveriş merkezi ve ticari alanın olduğu bölge eski kent ile kesin bir çizgiyle ayrılmış. Eski kent ise orta çağı size yaşatacak kadar otantik ve mimari açıdan korunmuş durumda. Bu ayrımların net yapılması kente çok renklilik kazandırmış. Cenevre dünyanın pahalı şehirlerinden biri ama bir o kadar da yaşam kalitesinin en yüksek olduğu şehirlerden biri. Havanın, suyun, doğanın, yeşilin, mimarinin, taşımanın, altyapının kısaca sosyal ve kamusal yaşamın iyi ötesinde ve temiz olduğu bir metropol. Güzellikleri kadar kentin hissettirdiği güvenlik duygusu var. Ölçülü bir nezaket ve mesafe hissediliyor. Lüks bir şehir ve Akdeniz ruhu taşıyanlar için yer yer sıkıcı gelebilecek bir yer. Günlük yaşam fazla sürprizler sunmuyor. Sessiz, huzurlu, ilerici, mütevazı şekilde günler ilerlerken pek çok kişinin Cenevre halkı için soğuk nitelemesine katılamadım ve gözlemlediğim şey şehirde herkese uygun mesafeyi korumaya özen gösteriyor. Cenevre, barış şehri. Kişisel veya ticari alanda gizlilik ve mahremiyet burada bir kültür. Bu değerler üzerine kurulan bir kentin bireylerinden siesta yapması da beklenemez.

Calvin'in şehri farklı kimlikleri barındırmaktadır. Cenevreliler, İsviçreliler ve yabancılardan oluşan bir nüfusa sahip olan kent, çeşitlilik şehridir. En zor bulunan grup gerçek Cenevrelilerdir. Günlük yaşamda rutin işe gidip gelenler, sınır ötesi çalışanlar, İsviçre vatandaşları, gurbetçiler, göçmenler, turistler, konferans katılımcıları, akademisyenler ile kozmopolit bir şehirdir. Bu kozmopolitliği, Cenevre'yi benimseyen ve Cenevre tarafından benimsenen herkese uygulanan "Cenevreli" ifadesi ile aşarak bu kimlikleri ile gurur duyar hale gelmişlerdir. Avrupa’nın ilk göçmen alan kentlerinden olan Cenevre, özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ekonomik büyüme ve uluslararası kurumların gelmesiyle beyaz yakalı ve mavi yakalı işçilerin akınına uğramıştır. Çok sayıda Portekizli, İtalyan ve İspanyol burayı yurt edinmiştir. Mevsimlik işçilerden başlayarak kademeli entegrasyonlarına kadar, bazı mahallelerdeki işletmelerin önemli bir bölümünü ele geçirmiş ve Cenevre'ye belirgin bir Latin kimliği kazandırmışlardır. Son yıllarda ise başta Kosovalılar ve eski Yugoslavya vatandaşlarının yoğun ilgisi görülmektedir. Avrupa'nın yanı sıra Asya, Arap, Rus, Afrika, Güney Amerika ve Kuzey Amerika kültürlerinin de izlerini taşımaktadır. Tüm bu kültürler, şehri dünyaya farklı bakış açılarıyla zenginleştirmektedir.
Pahalı ve zengin kentin iyi taraflarından biri, büyük bir metropol olmaya özenmemesidir. Hâlâ Cenevre kırsal ruhunu koruyor. Büyük binalardan mümkün olduğunca uzak duruyor. Kendisini özgün kılan mimariyi, kültürü ve özelliklerini korumak istiyor. Ancak bir yandan da dünyayı ve ulusları kendine çekiyor ve hem yerel hem de küresel ikili kimlik arasında denge bulma çabasını size de hissettiriyor.
Zamanın yavaş aktığı ama dünyanın en güzel saatlerinin işlediği Cenevre’de, diplomasinin kalbinde yer alan kuruluşları, Alplerin gölgesinde mavi ve yeşile bürünmüş bir dünya kentini gezmenin mutluluğu ile dönerken, eğer günümüzde bir şehir dünyanın başkenti olsaydı, sanırım Cenevre güçlü adaylardan biri olurdu demekten kendimi alamadım.











Harika bir şejhir tarih ve doğa nasıl korunarak iç içe yaşam sürülür ve modernite buna eklenir sorusunun yanıtını aryanlar bu kenti gezmeli örnek almalı
Pahalı bir şehir ama insan averilen değeri görünce her yer pahalı ama kaliteli olsa diye dusunuyorsunuz
Harika bir gezi anlatımı sağolun