Hırvatistan yolculuğum, 1962 yılında açılan ve 2017 yılında yenilenerek modern bir görünüm kazanan ve ilk cumhurbaşkanları Franjo Tudman'ın adını taşıyan havalimanına inişle beraber başladı. Temiz güzel orta ölçekte huzurlu bir havalimanı. 2024 yılında 4.3 milyon yolcu taşıyan havalimanı kent turizminin ve ekonomisinin can damarı durumunda. Havalimanının ekonomideki itici gücünün farkında olan Zagreb 2025 yılında havalimanında yeni işyerleri sosyal alanlar AVM ve oteller yapmayı planlıyor ve havalimanının işletmesi Türk firması Havas tarafından yapılıyor.

Yoğunluk, kalabalık uzun sıralar olmadan çok rahat bir şekilde pasaport işlemleri 3-4 dakika içerisinde tamamlayarak gelen yolcular için ayrılan alt kata geçtim. Hemen çıkışta yer alan ve kent merkezine giden havataş benzeri otobüslerle 8 euro karşılığı gidebilirsiniz. Ancak daha uygun bir alternatif olan belediye otobüsünü tercih ettim. Havalimanından çıkınca yolun karşına geçip otobüs durağında 290 nolu otobüse binerek kent merkezine 30 dk da gidebiliyorsunuz. Tek yön 54 cent ve biletinizi otobüste şoförden alabiliyorsunuz. 1 saatlik bilet aldığınızda 1.30 ödeyerek indikten sonra devamında tramvayda da kullanabiliyorsunuz. Tramvayın havalimanına gelmemesi en büyük eksiklik olarak görünüyor.
Hırvatistan’ın başkenti Zagrep ülkede yasayan her 4 kişiden birinin yasadığı kent durumunda ve nüfusu 1 milyon. Zagrep, asagi ve yukarı kent olarak ikiye ayrılıyor. Yukarı kent daha çok tarihi bölgeden oluşuyor. Hırvatistan gezisine Zagreb'in kalbi Ban Josip Jelacic meydanı ile başlıyorum.
Meydandan kentin her yanına yürüme ya da tramvay ile gitme şansına sahipsiniz o nedenle kentin en önemli aktarım yeri denilebilir. Meydana adını veren Jelacic'in at üzerinde bir heykeli bulunuyor. Kendisi Avusturya Macaristan İmparatorluğu’na karşı mücadelesi ile biliniyor. Yan tarafında bir havuz yer alıyor. Zagreb kelimesi dillerinde su ver anlamına geliyor. Meydanda Ticaret tanrısı Merkür'ün heykeli bir otelin penceresinde ilginç şekilde duruyor. Meydanin çok yakınında pazar yeri var oraya doğru ilerliyorum.

Hırvatistan’ın en büyük üretici pazarı olarak bilinen DOLAC Jelacic meydaninin çok yakında bulunuyor. Kapalı bölümde daha çok şarküteriler, fırınlar, unlu mamuller ve manavlar yer alıyor. Meydanının yanı başındaki merdivenleri çıktığınızda kumina teyze heykeli sizi karşılıyor.
Pazarda kimse bağırmıyor, kalabalığa rağmen en ufak rahatsız edici gürültü yok. Gel vatandaş gel diye bağıran yok, seçemezsin kardeşim diye tersleyen ve beğenmezsen alma diye diklenen pazarcı da yok. Etiketsiz üründe yok. Önünüze fırlatılan poşetler uçuşmuyor. Alanda hiç araç yok. Ürünler çok kaliteli. Gayet medeni bir ortam ve pazardaki satıcıların yüzde 90 dan fazlası kadın. Bizim bildiğiniz türden bir pazara benzemiyor. Peynir ve süt ürünleri için ayrılan bölümün malzemesi özel ve oldukça hijyen görünüyor. Pazarın en canlı kısmi ise çiçekçilerin olduğu bölüm. Mevsim çiçeklerine yoğun ilgi var. Bir kentteki pazar yeri nasıl olmalı diye merak edenler için incelenmesi gereken bir yer.
Ana meydana bakan ve katedralin çevresinde çok sayıda kafe ve restoran bulunuyor. Burası sadece bir ticaret yerinden daha fazlası ve Sabah 7'den aksam 5 e kadar kentin en popüler yeri. Dolac adeta sınıfsız bir sosyal etkileşimin merkezi. Pazar günleri ise yarım gün acık. Bu kentin ruhuyla adeta örtüşen bir kültürel alan yaratılmış.
Ertesi gün erken saatlerde sabah yürüyüşünü yaparak Zagreb’in yukarı şehir kısmına ulaştım. Yukarı şehir oldukça sakin. Burayı " uyuyan güzel " e benzetenler var. Sabahın ilk saatlerinde sokaklarda sadece liseye giden öğrenciler ve turistler bulunuyor. Güzelinde pek uyanmaya niyeti yok. San Marco Meydanı, Yukarı Kent'in ve Zagreb şehrinin simgesidir. Meydanın ortasında, Üçlü Krallık'ın (Hırvatistan, Dalmaçya ve Slavonya) ve Zagreb şehrinin armalarını temsil eden çatısıyla ünlü San Marco Kilisesi yer alıyor.
Bu çatıyı yapan mimar, ünlü Herman Bolle'dir. Bu bölgede biraz bürokrat ve resmi araç hareketliliği var. Kentin kuşbakışı görünümü ve kiremit çatılarını izliyorum. Aşk anahtarlarının çokluğu ve yaygın olarak her yerde görülmesi dikkat çekiyor. Yukarı Şehir veya Gornji Grad, Arnavut kaldırımlı sokakları, renkli barok binaları ve orta çağ cazibesiyle dolu Zagreb'in tarihi merkezidir. Şehrin ilk şekillendiği yer burasıdır ve bugün Hırvatistan başkentinin en etkileyici yerlerinden biri olmaya devam ediyor...
Eski şehir surlarının bir parçası olan Taş Kapı, günümüzde yerli halkın mum yakıp dua etmek için ziyaret ettiği küçük bir şapele ev sahipliği yapıyor. Yukarı Şehir’ de yürürken, sessiz avlular, eski saraylar ve Zagreb'in panoramik manzaralarını sunan San Marco ve Gradec Platosu gibi meydanlarla karşılaşıyorsunuz. Kentte turistik yerleri gösteren levha ve işaretler çok başarılı gezerken sizi yönlendiriyor ve Google haritaya çok ihtiyacınız olmuyor.

Bu bölge de geceleri sokaklarda elle yakılan gaz lambalarının halen nostaljik şekilde kullanılıyor. Sakin olan bölgeye romantik bir atmosfer kazandırdığı düşünülse de daha çok gizemli ve mistik hava kattığı söylenebilir. Gorni Grad’ da ilginç bir müze var. Adı “Museum Of Broken Relationship”..biten ilişkiler, kırık ilişkiler müzesi diye Türkçe kullananlar çoğunlukta olsa da bu bizdeki “Kırık Kalpler “deyiminin tam karşılığı gibi duruyor. Bir kahve molası için “Kırık Kalpler Müzesi”’ne giriyorum. Olinka Vistica ve Drazen Grubisic'in fikir babası olduğu müze bir şakayla başlamış. Eski iki sevgili olan film yapımcısı Vistica ve heykeltıraş Grubisic, ayrıldıklarında, başarısız ilişkilerinin kalıntılarını sergilemenin ne kadar komik olacağı konusunda şakalaşırken proje 2006'da arkadaşlarında yardımıyla bir anda gerçeğe dönüşüyor. Sergi dünyayı 4 yıl dolaştıktan sonra 2010 yılında Zagreb'de kalıcı bir müzeye dönüştü. Dünyanın her yanından insanlar kalp kırıklıklarını, anılarını, eşyalarını paylaşıyor.
Bir katılımcı şunları yazmış "Son zamanlarda taşınmak için evimi topluyordum ve aldığım her şey sanki eski erkek arkadaşımın bana verdiği şeylermiş gibi geliyor. Tatlı yazılarla dolu kitaplar, birlikte olmamızdan bir ay sonra doğum günümde bana hediye ettiği minik bir kaplumbağa, notlar ve mektuplar. Ayrılık hâlâ o kadar canlı ki, geçen gün Value Village'da Gotye'nin "Somebody I Used to Know" şarkısı çalınca gözyaşlarına boğuldum. Ayrılıklar da biraz böyledir işte; ikinci el tulumlarla dolu bir rafa oturup tek başına ağlamak gibi"
Baska biri "Eski sevgilim bana ilk kez beni sevdiğini söylediğinde, saatimin pinini çekip saati durdurdu. Ondan sonra bir daha asla tekrar takmaya cesaret edemedim." Bu, partnerinizin yapmasını isteyeceğiniz türden hoş bir jest gibi geliyor. Mesaj şöyle devam ediyor: "Ama o zamanlar aslında sadece zamanımı çalacağını bilseydim, hayatımın yeniden başlaması için yıllarca beklemek yerine tekrar takar ve giderdim."
Müzenin hüzünlü olacağını tahmin etmiştim; ama aksine eğlenceli ve gezenlerin muzip gülümsemeleri veya kahkahalarıyla karşılaşabilirsiniz.
Bir sonraki durağım kentin içinde yer alan ve halen kulalnılan tünelleri gezmek oldu. 1943'te, Hırvat Nazilerin önde gelen lideri Ante Pavelic, Zagreb'in güvenlik ihtiyaçları için Gric Tüneli'nin inşasını emretti. 350 metrelik bu tünelin inşası iki yıl sürdü ve Nazi rejiminin yıkılmasından hemen önce tamamlandı. Bu nedenle hiçbir zaman kullanılmadı ve çok büyük para harcanması eleştirildi. Kısa süre bir özel gıda firması depo olarak kullandı. Tünel, 1990'lara kadar evsiz yurtsuz, şarapçı ve uyuşturucu bağımlılarının istilasına uğradı.
1990'lardaki iç savaş sırasında , Zagreb’in yeraltı tünel sistemi yeniden keşfedildi . Yeni kurulan Hırvat Ordusu güvenli ve gizli yerler arayışına tüneller cevap verdi. Şehirdeki 2 büyük tünelden biri olan Gric Tüneli bu amaçla kullanıldı. Her iki tünel de birkaç yıl boyunca askeri tesislere dönüştürüldü, ancak savaş sona erdiğinde tüneller tekrar kullanılamaz hale geldi. Tkalciceva Caddesi ile Tuskanac Caddesi arasındaki tünel hala ordunun mülkiyetinde bulunuyor ancak Gric Tüneli belediyeye devredilmiş ve 2016 dan bu yana turistik amaçlar yanında yayalar için bir alt geçit ve çılgın partiler ve yıllık Noel sergileri için mekan olarak hizmet vermektedir. Hırvatistan'ın başkentinin altındaki yeraltı tünellerinin sayısı hâlâ bilinmiyor. Biraz gizem arayanlar tünellere gizli girişler arayabilirler.
Zagreb denilince benim için aklıma gelen isimlerden birisi Lili Marlen. 1941’de Almanya Yugoslavya’yı işgal eder ve Atilla İlhan’ın Lili Marlen şiirindeki Zagreb radyosu aslında Belgrad radyosudur Alman askerlerine yayın yapar. Çoğumuz için Zagreb “Lilli Marlen Türküsü” demektir.
Alman Leip, hayatında iz bırakan İki kadın Lili ve Marlin’i bir arada düşünerek “Lambanın Altındaki Kız” şiirini yazar. Şarkıyı 23 yaşındaki Lale Andersen meşhur eder. Gobels in izniyle propaganda amaçlı bestelenir.
Kışlanın önünde büyük bir kapı var
Kapının önünde bir fener yanar
O fenerin önünde bir buluşalım her ikimiz
Lili Lili Marlin Lili Lili Marlin

Marlene Deitrich’in şarkıyı okumasıyla meşhur olur. Soğuk kış gecelerinde siperlerde sevgilisini bekleyen bir adamın yazdığı şiir yıllar sonra herkesin bir umut bulduğu bir şarkı olur.
Gezimin üçüncü gününde merakla beklediğim Tesla teknoloji müzesi ve Avrupa'nın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olan ve 28 yaşında trafik kazasında yaşamını kaybeden Drazen Petrovic müzesini ziyaret ettim. 1993 yılında trafik kazasında yaşamını kaybeden ve pek cok otorite tarafından Avrupa'nın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu kabul edilen Petrovic'in Avrupa ve NBA de sayısız başarısı bulunuyordu. Basketbolun sevdirilmesinde ülkemizde “Beyaz Gölge” dizisi ve petrovic'in büyük payı vardı. Zagreb’e gelip adını yasatmak için açılan müzeye uğramamak olmazdı. Kısa yaşamına sığdırdığı büyük hikaye için teşekkür ediyorum.
Ardından Tesla Müzesi'ne geçtim. Tesla Teknoloji Müzesi'nde insanlık tarihinin teknolojik gelişmesine dair adeta her şey var. Müze de okul çocukları ve öğrencileri hedef alıyor ve çok da doğru yapıyor. Sürekli düzenlenen tematik sergiler, kitap ve etkileşimli yayın sergileri, konferanslar, atölyeler, gösteriler, özel etkinlikler, seminerler, konferanslar, eğitim ve bilim popülerleştirme projeleri ile geleneksel, yenilikçi ve etkileşimli hale gelerek eğitim alanında çok sayıda uluslararası işbirliği projesine imza atmış. Müze, Hırvatistan'daki en önemli bilim yaygınlaştırma etkinliği olan Bilim Festivali’nin eş organizatörü ve merkezi. Bu organizasyonda 6 gün boyunca yaklaşık 200 etkinlik düzenlenmekte ve 4.000 ila 5.000 ziyaretçi çekmektedir. 5 yıllık dönemde okul çocukları ve öğrenciler için 25.000'den fazla rehberli tur, 700 ders, 90 tematik atölye çalışması ve 25 karmaşık tematik eğitim projesi düzenlenmiş. Hırvat eğitim sisteminin en önemli tamamlayıcı unsuru haline gelmiş.
Tekrar kent merkezine döndüm ve kent arşivi, ardından parkta yürüyüş ve dünyanın en kısa fünikülerine ulaştım. 1893'te inşa edilmiş fünikülere maalesef binemedim çünkü bakıma alınmıştı. Zagreb’de yemek konusunda hiç yabancılık çekmedim, her şey bildik tatlardı. Acelesiz bir yaşam tarzını sevdim. İş çıkışlarında hemen herkes dışarıda ve koyu sohbette olması, bir şeyler yenilip içilmesi ve yüz yüze iletişimin devam etmesi oldukça güzeldi. Şehirde abartılı, gösterişli şeyler yok. İnsanların kıyafetleri, davranışları ve tavırlarında abartıdan uzak ve sadeydi. Bana hissettirdiği duygu mütevazılık oldu. Ekonomi siyaset konuşmayı seviyorlar. Euro sonrası artan fiyatlardan şikayetçiler. Asgari ücret 1000 euro civarında, enflasyon %4.5, işsizlik ise % 6.5. Bu performansı başarısız buluyorlar ve bir Hırvat’la saatlerce bu konuyu konuşabilirsiniz.
Gezinin dördüncü günü Zagreb dışına çıkıyorum. Önce Rastoke gölünde kısa bir ziyaret ve ardından Hırvatistan'ın ilk milli parkı Plitvice Gölleri Milli Parkı'na gidiyorum. Rastoke yol üzerinde görmeden geçilmemesi gereken bir köy ve Zagreb’e 1 saat uzaklıkta. Küçük ve şirin Rastoke ormanlar, nehirler ve şelalelerle çevrili bir yer. Buraya aynı zamanda "Peri Köyü" deniyor. Hırvatistan’da gizemli halk hikayeleri, cinler periler, yaratıklar üzerine kurulu geniş bir sözlü halk edebiyatı geleneği bulunuyor.
Slunjcica ve Korana nehirleri, eski su değirmenleri, büyüklü küçüklü 23 şelalesi ile yürüyüş yolları, pazarı, rafting olanakları, plajı ve ev pansiyonculuğu Rastoke'yi turistler ve doğa severler için cazip bir köy yapıyor. Durmadan yağan yağmur altında gezmek durumunda kalsam da köyün güzelliği zorlukları unutturdu.

Sırada ise harika bir milli park var. Malta'dan daha büyük bir yüzölçüme sahip Plitvice Milli Parkı'na yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra ulaştım. Plitvice'de 10 km kadar bir dağ, göl, şelale ve doğanın renkleriyle süslenmiş bir yürüyüş planı var. UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne Plitvice Gölleri 1979'da dahil edilmiş. Kireçtaşları, Plitvice üzerinden akan sular, binlerce yıl boyunca traverten bariyerleri, doğal barajlar ve bu barajlar da bir dizi güzel göl, mağara ve şelale oluşturmuştur. Böyle bir doğal güzellik ender görülür. Doğanın tüm renkleriyle suların içinde binlerce bitki ve canlı ile beraber yürüyorum. Parkta yol gösteren levhalar oldukça başarılı. Göl sistemi, birbiri ardına sıralanmış 16 adlandırılmış ve birkaç küçük adlandırılmamış gölden oluşur. Jeolojik yapı nedeniyle göl sistemi yukarı ve aşağı göller olarak ikiye ayrılmış. Gezmek için yedi farklı rota ve dört yürüyüş parkuru var. 18 km'lik ahşap köprü ve patikaların üzerinde ilerliyorsunuz. Başlangıçta tepedeki göle park içindeki tren ile çıkarak oradan yürümeye başlayarak parkuru biraz kısaltıyorum ve yaklaşık 10 km yürüyeceğim. Arada tekne ile göller arasında bir geçiş ve bir mola alanında durma ve ardından büyük şelale ile gezi rotasını tamamlayacağım. Durmak bilmeyen yağmura artık yapacak bir şey yok. Artık dönüşü olmayan yoldayız ve buralar adeta Hırvatistan’ın yağmur ormanları gibi.
Doğu tarafımızda Bosna-Hersek sınırını da oluşturan Licka Plejesivica Dağı bulunuyor. Ayrıca diğer yönlerde Dinar Dağları'nın uzantıları bulunuyor. Milli parkta en yüksek rakım 1279 m, en düşük yer 367 m. Bu farklılık biyoçeşitlilik açısından oldukça önemli. Bilim insanları milli park alanında şu ana kadar 109 tür tanımlamışlar ve bunlardan 75 türü endemik türlerden oluşuyor. Bu bitki ve türlerin büyük bir kısmı yasa ile korunuyor. Yürürken bitki koparmanız dahi yasak. Milli park alanı içerisinde 55 farklı orkide türü bulunmaktadır. Yaklaşık 157 kuş türü sayılmış, faunada yaklaşık 50 memeli türü tespit edilmiş. Milli parkın bulunduğu bölgede Avrupa boz ayısı, gri kurt, Avrasya kartal baykuşu, Avrasya vaşağı, Avrupa yaban kedisi ve batı orman tavuğu türleri de yaşamaktadır.
Günün sonunda harika bir parkurda, dünyanın en güzel doğal alanlarından birinde son 1 km'yi aşırı yağış altında sırılsıklam olarak unutulmaz bir deneyim yaşadım. Plitvice Milli Parkı'nın alanı 31.340 hektar. Bu alanı gözünüzde canlandırmanıza yardımcı olayım. Plitvice doğal park alanı Abant Milli Parkı'ndan 26,2 kat, Kapadokya bölgesinin tamamından 5.5 kat, Karatepe Aslantaş Milli Park alanından 400 kat daha büyüktür. Malta Adası'ndan büyük olduğunu söylemiştim. Böylesi büyük bir alanda onlarca göl, şelale, orman, binlerce canlı türleri var. 4 mevsimin tüm güzelliklerini, doğayı, gezegeni, çevreyi unutan insanlara bu güzellikleri anımsatmak için insanlığa armağan edilmiş bir bölge. Bu emanet de korunmak üzere Hırvatlara verilmiş. Gördüğüm kadarıyla da onlar özenle korumuşlar ve korumaya devam ediyorlar. Ancak yıllık 2 milyonu aşkın ziyaretçi sayısı çevresel açıdan giderek sorunlar yaratıyor. Park alanı içerisinde dört otel bulunuyor. Alan çevresinde otel sayısı artıyor ve yaz aylarında özellikle kampçıların ve karavancıların da yoğun ilgisi var. Camp Borje kamp alanında çadır için günlük 11 euro ödeniyor, 75 m2 elektrik, su ve kanalizasyon bağlantılı özel alanı ise 28 euroya kiralayabilirsiniz. İkinci kamp alanı Korona bölgesinde nehre yakın kısımda bu ücretler 15 ve 33 euro.

Bir gezinin daha sonuna geldim.
Hırvatistan aradan zaman geçse de lezzet durağı Dolac pazar yeri, Kırık Kalpler Müzesi ve doğa harikası Plitvice Milli Parkı ile uzun zaman unutmayacağım bir deneyim yaşattı. Temiz, konforlu ve sakin havalimanını ise Adana’da yaşayan ve havalimanı olmayan bir kentin sakini olarak kıskançlıkla ve özenerek kullandım.










