Balkanların orta yerinde, Avrupa'nın en genç cumhuriyeti Kosova'nın başkenti Priştine’ye ve Prizen’e dair gezi notlarımı, gözlemlerimi aktarmaya çalışacağım. Kosova 2008 yılında bağımsızlığını kazanan yaş ortalaması oldukça genç, enerjisi yüksek ama bir o kadar da hüzünlü ve yorgun bir coğrafya. Kosova’nın nüfusu 2 milyon ve Başkent Priştina’da ise 600 bin kişi yaşıyor. Kosova’nın %88’si Arnavutlardan oluşuyor. Sırplar (%6), Boşnaklar (%3), Romanlar (%2) ve Türkler (%1) oranında bulunuyor. Yüzölçümü 10.887 kolay anlaşılabilmesi için yaklaşık Bursa veya Kars ili büyüklüğünde bir alana sahip. Para birimi olarak Euro kullanılıyor. Kişi başına düşen gelir bakımından yaklaşık 6 bin Euro ile Avrupa'nın en yoksul ülkelerinden biridir. Nüfusun büyük kısmı kırsalda yaşıyor ve ülkede %45’larda yüksek işsizlik yaşanıyor. Yani sokakta gördüğünüz her iki kişiden biri işsiz. Genç işsizlik oranı daha yüksek. Gençlerin yüksek enerjisine rağmen, ülkede ciddi bir istihdam ve işsizlik sorunu yaşanıyor , geçiş ekonomisi sancıları çeken ülkenin en büyük gelir kaynağını büyük ölçüde yurtdışındaki gurbetçi (diaspora) akrabalarından gelen dövizler ve ABD ve AB dış yardımlarından oluşuyor.

1999 Kosova Savaşı sonrası özelleştirmelerin ve eski Yugoslavya sanayisinin çöküşünün getirdiği zorlu bir sosyo-ekonomik tablo yatıyor. Kayıt dışı ekonomi yaygın. Tüm bu sosyo-ekonomik zorluklara ve her yerde karşınıza çıkan inşaatlara rağmen, sokaklar misafirperver insanlarla dolu. Ama bir o kadarda turist olduğunuzu anlayıp fiyat yükselten esnaf bulunuyor.
2008'de bağımsızlığını ilan eden Kosova'yı inatla tanımayan Avrupa Birliği üyesi beş ülke bulunuyor. Bunlar; İspanya, Yunanistan, Romanya, Slovakya ve Kıbrıs Cumhuriyeti.Birlik dışında Sırbistan burayı hâlâ kendi güney eyaletleri olarak görüyor ve bağımsızlığı kesinlikle reddediyorlar. Sırbistan hiçbir zaman Kosova bölgesinden vazgeçmiş görünmüyor. Uluslararası Konjonktürde uygun zemin bulduğu anda buraya saldırması sürpriz olmayacaktır. AB üyesi olan İspanya, Bask ve Katalonya bölgelerinin benzer bir şekilde bağımsızlık ilan etmesinden korktuğu için Kosova'yı tanımıyor. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ise, bu durumun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) için emsal teşkil edeceğinden endişe duydukları için Kosova'nın bağımsızlığına şiddetle karşı çıkıyorlar. Vatikan haçlı zihniyetini sürdürerek Kosova'yı siyasi ve tarihi açıdan Sırp toprağı olarak değerlendiriyor.
Kosova'nın en büyük dış politika hayallerinden biri NATO'ya katılmak fakat Kosova, Birleşmiş Milletler üyesi olmadığı için NATO üyeliğine resmi başvuruda bulunamıyor. İspanya, Yunanistan, Romanya ve Slovakya gibi Kosova'yı bağımsız bir devlet olarak tanımayan dört NATO üyesi ülkenin varlığı da bu hedefin önünde engel olsa da Kosova'nın Mayıs 2014'te NATO parlamenter meclisinde "gözlemci" statüsü elde etmesi önemli bir adım olmuştur.
Başkent Priştine’ye gelince tam bir karmaşa şehri. Şehrin her bölgesinde farklı bir mimari ve tarz var. Bazı yerler ise tam bir kaos. Osmanlı mirası, Yugoslavya döneminden kalan gri ve beton ve haliyle zamana direnen eski binaları ve yakın dönem bağımsızlığın simgesi olan heykeller ve yeni yapılan apartmanlar kentte iç içe geçmiş durumda. Burayı eski kent dokusu yaşayan güzel mimari eserlerin korunduğu Avrupa kentleri ile karşılaştırmayın. Buranın “kaotik cazibesini" keşfetmeye çalışın. Aksi taktirde mutsuz olursunuz.

Kentin en cazip yeri Rahibe terasa bulvarı . Burayı İstiklal Caddesi gibi düşünebilirsiniz. Daha doğrusu İstiklal caddesinin 3 katı genişliğinde düzgün düzenli bir alan düşünün. Trafiğe kapalı bu alanda özellikle aksam üstü en güzel kıyafetlerini giyip turlayan genç kızlar ve erkekler görüyorsunuz. Buna korza geleneği deniliyor. Bölgenin meşhur macchiato'sunu yudumlayarak gelen geçeni izleyen , birbirini kesen gençlerden oluşan bu manzara Orhan Velinin şu mısralarını anımsatıyor.
…Tak takıştır,
Sür sürüştür;
İnadına gel,
Piyasa vakti,
Muhallebiciye.
Kafelerde otururken bir anda masanızda beliren ve para vermeden gitmeyen ısrarcı dilencilerde şehrin gerçeklerinden biri.

Her yıl bağımsızlık gününde yeni bir temayla boyanan "Newborn" (Yenidoğan) anıtı şehrin simgesi durumunda her yıl 17 Şubat'ta Kosova'nın güncel siyasi veya sosyal mesajlarına göre farklı bir temayla yeniden boyanıyor.


Arka tarafında Tiyatro binası, kapalı spor salonu ve stadyum bulunuyor. Karşısındaki park içinde 1998-1999 Kosova Savaşı sırasında tecavüze uğrayan yaklaşık 20.000 kadını anmak için 20.000 çivi kullanılarak oluşturulan kabartma Heroinat portresi bulunuyor. Bu anıt, savaş mağduru kadınların cesaretini ve acısını simgeliyor.

Kent merkezinde yer alan Üniversite alanı içerisinde dikkat çeken iki yapı var. Bunlardan birincisi Miloseviç döneminde inşasına başlanan Sırp Ortodoks Kilisesi. Nüfusun yüzde 95’inin Müslüman olduğu bölgede Miloseviç bölgeyi Sırplaştırma politikası sonucunda zorla bu inşaatı yapmaya başlıyor. Arnavutlar büyük tepki gösteriyor. Savaş sonrasında ne yapılıyor ne yıkılıyor öyle kalıyor. Kosova hükümeti Sırbistan ile yeni gerginlik yaratmamak için görmezden geliyor. Üniversite ise arazisine yapılan bu gecekondu binayı mahkemeye vermiş ancak mahkemede bir türlü sonuçlanmıyor. Bu bina adeta kapanmamış bir hesaplaşmanın simgesi gibi duruyor. Bu noktada siyasete tamamı ile bulaşmış bir siyasi aktör var: Sırp Ortodoks Kilisesi. Belgrad merkezli bu kilise, sadece ruhani bir misyon gütmüyor; Sırp milliyetçiliğinin en ateşli siyasi savunucusu durumunda. Kiliseye göre Kosova sıradan bir toprak değil, Sırbistan için kutsal bir yer. Sırp Ortodoks Kilisesi Kosova'nın Sırbistan'ın dışında kalamayacağını ve ne pahasına olursa olsun geri alınmasını savunuyor. Bölgeden ayrılmış olan Sırpların tekrar Kosova'daki evlerine dönmeleri için aktif çalışıyor ve kurumsal statüsünün özel olarak garanti altına alınmasını talep ediyor. Siyasi çağrılar yapan kilise bölgedeki etnik ve dini iddiaları sürekli taze tutuyor ve bölgede olası çatışmanın en ateşli savunucu ve tahrik edeni durumunda bulunuyor. Sırbistan’ın Bosna ve Kosova’da yakın dönemdeki soykırımcı politikaları biliniyor ve öylesine büyük vahşeti yaşatan Sırbistan bölge için aynı ölçüde tehdit unsuru olmaya devam ediyor.

Üniversite içinde yer alan Hırvat Mimar Andrija Mutnjakovic tarafından 1982 yılında tasarlanmıştır. Bu görevi alan Mutnjakovic Arnavut ve Sırp Kosovalılar arasındaki gerilimin farkındaydı ve birleştirici bir sembol aradı. Bölgenin görünümünü tanımlayan Osmanlı ve Bizans mimari tarzlarının ortak özellikleri olan küp ve kubbeyi kullandı. Farklı boyutlardaki doksan dokuz kubbe, benzersiz bir düzende dağıtılarak dinamik bir yapı oluşturuyor. Kubbeler, okuma salonlarına eşit ve doğal ışık sağlıyor. Küp şekli, yapının kompaktlığına ve koruma hissine katkıda bulunuyor; bu his, binanın üzerine serilmiş altıgenlerden oluşan alüminyum ağ ile daha da güçlendiriliyor. Ancak savaş döneminde Sırplar burayı ordusunun komando karargahı haline getiriyorlar. Savaş sonrası eski fonksiyonuna dönüyor. Milli Kütüphane ise kimilerine göre "dünyanın en çirkin binalarından birisi. Avangart ve kesinlikle fotojenik bir başyapıt olarak görenlerde var. Kendi adıma karar vermekte zorlandım. En iyisi kararı okuyucuya bırakmak.

Rahibe Teresa 1910'da Üsküp'te doğan Arnavut asıllı Katolik rahibedir. Kosova'nın nüfus olarak ezici çoğunluğu Müslüman olsa da, Kosovalılar onun Arnavut kökeniyle gurur duyuyorlar. Şehrin siluetine modern bir dokunuş katan Rahibe Teresa Katedralinin asansörle çan kulesine çıkıp tüm Priştine'yi seyredebiliyorsunuz. Biraz daha yürüyünce Bill Clinton heykeli ile karşılaşıyorsunuz. Kosovalılar, 1999 yılındaki savaşta, Sırp güçlerinin Arnavutlara uyguladığı etnik temizliği durdurmak adına gerçekleştirilen NATO müdahalesinin mimarı olarak gördükleri Bill Clinton’a minnetlerini bu heykelle gösteriyorlar.


Rahibe Terasa bulvarının sonunda Osmanlı bölgesine ulaşıyorsunuz. Eski şehir bölgesinde birbirine çok yakın mesafede konumlanmış üç Osmanlı camisi dikkat çekiyor. Çarşı Camii (Taş Cami / Pazar Camii) Şehrin en eski yapısı olan cami, 1389 yılındaki I. Kosova Savaşı'nın anısına 15. yüzyılda inşa edilmiş temeli I. Bayezid döneminde atılsa da inşaatı Fatih Sultan Mehmed zamanında tamamlanabilmiştir. Cami, ismini yüzyıllardır çevresinde kurulan halk pazarından almaktadır ve orijinal taş minaresi onca tahribata rağmen günümüze sapasağlam ulaşmıştır.
Fatih Sultan Mehmed (Hünkar) Camisi ise 1461 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan bu kare planlı ve kesme taştan yapı, klasik Osmanlı mimarisinin şehirdeki en görkemli yapısıdır. 18. yüzyıldan kalma çiçek detaylı kalem işi nakışları ilgi görmektedir. 15. yüzyılda Fatih Camii kompleksinin bir parçası olarak inşa edilen ve Fatih Sultan Mehmed'in cami inşaatında çalışan ustaların her gün yıkanmasını emrettiği rivayet edilen 15 kubbeli Büyük Hamam bakımsızlık ve 1994'teki bir yangın sonrası harabeye dönmüştür.
Yaşar Paşa Camii, 1834 yılında dönemin Üsküp Mutasarrıfı Yaşar Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Şehirdeki en küçük cami olmasına rağmen oldukça gösterişli bir yapıdır. İçindeki Avrupai tarz ve lüks detaylar bulunur.

Bu camilerin arasında zamanın, tanıklığını yapan saat kulesi bulunmaktadır. 19.yüzyılda Yaşar Paşa tarafından tuğla ve kumtaşı kullanılarak yaptırılmıştır. 26 metrelik bu altıgen kule, o dönem şehrin en yüksek yapısıydı. Kuledeki 1764 Moldova yapımı orijinal çan 2001 yılında çalınmış ve yerine elektrikle çalışan bir çan takılmıştır.
19. yüzyılda Priştine'de yaşamış yerel bir soylu olan Emin Gjiku’nun ailesine ait olan ve 1950'lere kadar kullanılan o harika ahşap ve kerpiç konakları günümüzde Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Kosova Ulusal Müzesi: 1898 yılında Avusturyalılar tarafından Osmanlı ordusu için inşa edilen bu tarihi binada, Kosova'nın bağımsızlık mücadelesine ve savaşa dair eserler ve arkeolojik buluntular sergileniyor. Neolitik döneme ait dünyaca ünlü "Tahttaki Tanrıça" heykeli de burada ancak müze şu anda restore edildiği için kapalı durumda.
Kosova Kurtuluş Ordusu'nun kurucu liderlerinden olan efsanevi bir komutanı Adem Jashari , Rahibe Terasa, Osmanlıya karşı ilk isyanı başlatan İskender Bey, İlk Cumhurbaşkanı Ibrahim Rugova heykelleri kenti süslüyor ve tarihsel belleğe tanıklık ediyor.

PRIZEN
Priştine Kosova’nın aklı , Prizren ise kalbidir. "Müze Şehir" olarak anılıyor. Anadolu'da tarihi bir kasabada hissi veriyor.
Prizren ve Priştine'de evinizde hissediyorsunuz. Kosova'nın "Kültür Başkenti" olan Prizren'e adım attığınızda, Akçasu Nehri üzerindeki tarihi Taş Köprü'den geçip meşhur Şadırvan Meydanı'na ulaşıyorsunuz. Şehrin kalbi burada atıyor.

Balkanların "Açık Hava Müzesi" olarak anılan Prizren; Arnavut, Türk, Boşnak, Sırp, Goralı ve Romanların yüzyıllardır omuz omuza yaşadığı bir kültür mozaiğidir. Şadırvan Meydanı'nda bu çok kültürlülüğü yansıtan Sinan Paşa Camii, Aziz Yorgi (St. George) Ortodoks Kilisesi ve Katolik Katedrali birbirine sadece birkaç adım mesafede yüzyıllardır beraber duruyor. Nüfusun yarısından fazlası 20 yaşın altında genç ve dinamik bir kitleden oluşan kentte, Lumbardhi (Akçasu) Nehri'nin kıyısındaki kafelerde oturup, ezan seslerinin çan seslerine karıştığı bu mistik havada Balkan köftenizi (çevapi) yerken "farklılıkların aslında nasıl da büyük bir zenginlik olabileceği" üzerine derin düşüncelere dalabilirsiniz.
Prizren Kalesi şehri tepeden görmek için biraz tırmanmayı göze almanız gereken bir yer gün batımında şehrin tüm manzarası ayaklarınız altında yer alıyor. Arnavut Birliği Müzesi: Balkan tarihindeki siyasi kırılmaları anlamak için 1878'de kurulan Prizren İttifakı'nın (Lidhja e Prizrenit) toplandığı bu tarihi bina görülmesi gereken yerler arasında yer alıyor.
Bu coğrafya size lüks yapılar ve tarzlar sunmuyor. Çoğu zaman salaş görüntüler ile karşılaşabilirsiniz. Emin olabileceğiniz tek şey samimiyetle karşılanacağınızdır.

Balkanlar'da gezerken en çok karşılaşacağınız detaylardan biri, televizyonlarda yayınlanan Türk dizilerinin buradaki sosyal yaşama olan olağanüstü etkisidir. Tüm Balkanlar'da olduğu gibi Kosova'da da gösterime giren Türk dizilerinin, ülkedeki farklı etnik grupların Türk kültürüne ve Türkçeye olan ilgisini belirgin bir şekilde artırdığı gözlemleyebiliyoruz. Sokaklarda gezerken yerel halktan birilerinin dizileri konu ederek Türkçe iletişim kurmaya çalışması olağan bir görüntü. Türkiye’de balkanlar hakkında insanların sağlıklı bilgiye sahip olmadığını görüyorum. Yolculuklardaki tesadüfi tanışmalardan birini yaşarken 20 dakikalık bir Endülüs tarihçisi ile sohbet şansı buldum. Buradaki Türk oranının %1 olduğunu söylediğimde büyük şaşkınlık yaşadı. Akla Türkçe neden bu kadar yaygın konuşuluyor sorusu geliyor.

Şehirde Arnavutlar, Türkler, Boşnaklar, Sırplar ve diğer grupların bir arada yaşıyorlar. Dizilerin de etkisiyle Türkçe, burada sadece bir azınlık dili değil, aynı zamanda sokakların ortak bir "kültür dili" olmuş. Sokaklarında yürürken kulağınıza Arnavutça, Boşnakça ve Sırpça çalınsa da Türkçe bu şehrin sadece bir etnik azınlık dili değil, aynı zamanda ortak bir "kültür ve anlaşma dili" olarak yaşıyor. Bu düşündüğünüz gibi çok akıcı bir Türkçe kullanımından çok temel gereksinimleri karşılayacak düzeyde bir anlatım şekli.
Kosova'da "şehirli" olmakla "köylü" olmak arasındaki ayrım yüzyıllardır mimari ya da giyimden ziyade dil üzerinden yapılıyor. Geçmişte hangi etnik kökenden gelirse gelsin, birinin şehirli sayılabilmesinin ön şartı Türkçe bilmekti. Bugün bile Kosova'da Türkçe bilenlere "şehirli" (ya da yerel ağızla kasabalı), bilmeyenlere ise "köylü" (çüyli) denmektedir.
Prizren'in taş sokaklarında, kahvehanelerinde Türkçe duymak insanın içini ısıtıyor. Prizren ve Mamuşa, Kosova'da Türkçe eğitimin en güçlü olduğu merkezler. Rakamlar şimdilik umut verici; her iki bölgede de okul öncesinden liseye kadar yüzlerce öğrenci kendi anadillerinde eğitime devam ediyorlar. Prizren Eğitim Fakültesi bünyesinde geleceğin eğitimcilerini yetiştiren bir Türkçe Sınıf Öğretmenliği bölümü bulunuyor. Ancak işin birde ekonomik yüzü var. Ülkedeki yüksek işsizlik oranları aileleri haklı bir gelecek kaygısına sürüklüyor. "Çocuğum Türkçe okursa Arnavutçayı tam öğrenemez ve işsiz kalır" endişesi, Türk aileleri çocuklarını Arnavutça eğitim veren okullara yönlendiriyor. Türkiye'den gönderilen ders kitapları Kosova müfredatına tam uyum sağlamıyor ve ancak yardımcı kaynak olarak kullanılabiliyor. Yerel Türk öğretmenlerin yazdığı müfredata uygun kitaplar ise idari ve siyasi engeller nedeniyle basılma şansı bulamıyor. Zengin kültürel miras zamanla asimilasyona yenik düşme tehlikesi taşıyor. Günümüzde Kosova'da Türkçe eğitim Prizren, Priştine, Gilan, Mitroviça,Mamuşa, Dobırçan’da verilmektedir.
Kosova'da ezici çoğunluğu oluşturan Arnavutlar, Türk azınlığa geniş haklar sağlama konusunda tarihsel ve siyasi nedenlerle isteksiz davranıyor.
1951 yılında eski Yugoslavya lideri Tito'nun Kosovalı Türkleri resmen "millî azınlık" olarak tanıması sonrasında Prizren, Priştine, Mitroviça, Vıçıtırn, Gilan ve Mamuşa gibi yerlerde ilk defa Türkçe eğitim veren ilk ve ortaokullar ve Prizren'de lise açıldı. Prizren'de "Doğru Yol", Priştine'de ise "Yeni Hayat" kültür ve güzel sanatlar dernekleri ile Türk amatör tiyatroları kuruldu. Priştine Radyosu'nda Türkçe haber bültenleri yayınlanmaya başladı ve Türkçe müzik/sanat icra eden Türk Halk Orkestrası kuruldu.Bu hakların verilmesinin ardındaki asıl entelektüel ve siyasi neden Tito'nun Kosova'da artan Arnavut demografisini ve milliyetçiliğini dengelemek ile Tito-Stalin çatışması sonrası Arnavutluk devletiyle bozulan ilişkilere karşı Türkleri stratejik bir "koz" olarak kullanma isteğiydi. Buna rağmen 1953 yılında Türkiye'ye doğru kitleler halinde göç dalgası yaşanmıştır.
Tito’nun stratejik hamleleri, Arnavutların Türklere "Sırpların ve yönetimin siyasi bir maşası" gözüyle bakmasına ve Arnavut-Türk ilişkilerinin tarihsel olarak gerilmesine neden olmuştur. Sırp baskısına karşı varoluş mücadelesi veren Arnavut milliyetçileri, Kosova'da tek ve güçlü bir Arnavut kimliği yaratmak istemiştir, Sırplara karşı demografik ve siyasi olarak bölünmemek adına, Müslüman Türkleri "nasıl olsa din kardeşiyiz" diyerek Arnavutlaştırmaya çalışmışlar, hatta "Kosova'da Türk yoktur" diyerek Türk kimliğini reddetme noktasına gelmişlerdir. Bölgedeki Arnavut sayısal üstünlüklerini ne pahasına olursa olsun korumak istiyorlardı. 1999 Sonrası Yeni Ulus-Devlet İnşası sürecinde 1999’daki savaşın ardından BM (UNMIK) yönetimi devresinde ve sonrasındaki bağımsızlık sürecinde gücü eline alan Arnavut çoğunluk, yeni bir ulus-devlet inşasına girişmiştir. Bu geçiş döneminde, Türkçenin 1974 anayasası ile kazandığı "ülke genelinde resmî dil" statüsü iptal edilmiştir. Günümüzde Türkçe, yalnızca Türklerin nüfusun en az %5'ini oluşturduğu Prizren ve Mamuşa gibi yerlerde belediye düzeyinde resmî dil olarak sınırlandırılmıştır. 1990'lı yıllarda radyoda günlük 8 saate, televizyonda ise günlük 20 dakika haber ve haftalık 30 dakika kültür-sanat programına ulaşan Türkçe yayın süreleri günümüzde dramatik şekilde düşmüş ve haftanın beş günü sadece 5 dakikalık, haber bültenleri ve haftada bir gün yayınlanan 40 dakikalık kültür, sanat ve eğitim programına inmiştir. Priştine Radyosu hafta içinde 15 dakikalık haber programı her günü 2 saatlik kültür, sanat ve eğitim yayınları yapmaktadır.

Bir zamanlar Priştine'nin entelektüel çevrelerinde yankılanan, 30 yıl aralıksız yayın yapan Tan gazetesi ile Çevren, Çığ ve Kuş gibi köklü yayınlar 1999'daki savaşın ardından ekonomik ve siyasi buhranlara yenik düşerek yayın hayatına veda etmişler.
Kosova Anayasası'na göre, 120 sandalyeli Kosova Meclisinde azınlıkların siyasi temsili güvence altına alınmış ve bu sandalyelerin 20'si azınlıklara ayrılmıştır. Bu anayasal kota çerçevesinde Kosova Türklerine parlamentoda doğrudan 2 milletvekilliği kontenjanı tanınmıştır. Ayrıca yürütme organında da Türklerin temsili garanti altına alınmış olup, kabinede Türkleri temsilen bir bakanlık koltuğu ve bakan yardımcılıkları bulunmaktadır. 2 Milletvekilliği için mücadele eden üç Türk partisi olması siyasi enerjisinin bölünmesine ve parti içi rekabete harcanmasına neden olmuş gibi görünüyor.
Kosovalıların gözünden Türkiye'ye bakınca 2008 yılında Kosova bağımsızlığını ilan ettiğinde, ABD ile birlikte ülkeyi resmi olarak ilk tanıyan devletlerden biri Türkiye olması Kosovalılar için Türkiye'ye karşı sevgi duymasını sağlamıştır. Ekonomik sorunlar yaşayan ülkede 500'den fazla Türk şirketinin faaliyet göstererek istihdam ve yatırım kaynağı oluşturması eğitim ve sağlığa yatırımlar yapması halk nezdinde Türkiye'nin imajını güçlendirmiş. Kosovalıların büyük kısmı Türkiye’yi "Doğal Partner" olarak görüyor. Buna muhalefet se daha çok Katolik Kilisesi gibi dini kurumlardan gelmektedir.
Osmanlı döneminde Balkanlar'a taşınan Sufi (tasavvuf) geleneği, Prizren ve Yakova olmak üzere bölgede oldukça yaygın görünüyor. Birbirinden farklı tarikatlara mensup yaklaşık 40-50 bin derviş ve 50'nin üzerinde aktif tekke bulunuyor.
TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü Türkiye'nin bölgedeki iki büyük aktörü komunda. TİKA, Prizren'deki Sinan Paşa Camii, Priştine'deki Fatih Camii ve Yaşar Paşa Camii gibi Osmanlı eserlerini restore etmiş. Prizren'deki 16. yüzyıldan kalma Gazi Mehmet Paşa Hamamı'na da UNESCO ile birlikte restore ediyor. Türklerin ve Arnavutların yoğun yaşadığı bölgelerde altyapı, sağlık, sivil toplum ve eğitim alanlarına da destekler veriyorlar. İpek ve Priştine gibi şehirlerde merkezleri bulunan Yunus Emre Enstitüsü ise, bölgede Türk kültürünü ve dilini yaşatma misyonu taşıyor. Kosovalı Türkler, Enstitü'nün Türkçe dil kurslarına odaklanmaktan ziyade genel kültür faaliyetlerine ağırlık verdiği normalde derneklerin yapacağı faaliyetleri kendisi yaparak yerel Kosovalı Türk derneklerinin zayıflamasına neden olduğu ve koordinasyonsuzluk olduğu eleştirisi getiriyorlar. Türk kuruluşlarının geçici etkinlikler yerine, doğrudan asıl sorunlara odaklanması gerektiği görüşü hâkim.
Üç günün sonunda bildik tanıdık renkleri dokuları geride bırakarak dönerken yurtdışından geri geldim duygusunu yaşamıyordum.













Küçük amerika olmaya özeniyorlar sıplara karşı korumayı ABD görüyorlar bu kısmdan hoş***mıyoruma ma Kosavayı ozellikle prizeni seviyorum
Kosova Ve Türkiye arasındaki gönül bağı daimdir daim de kalsın
dedelerin arnavut göçmeni ve kosava da yaşayan arnavut nüfusun çokluğu bizlerde bir duygusal bağ oluşturuyor. Konuyla ilgili değerli ve gerçekçi bilgiler paylasmanizdan ötürü teşekkür ederim
Yazınız için teşekkürler. Bildiğimizi sandığımız şeylerin ne kadar eksik olduğunu fark etmemizi saglayan bir yazı oldu. Bizler Türklerin orada çok olduğunu saniyorduk amannufusun yüzde biri olduğunu okuyunca şaşırdım. Farkındalık yarattığınız için teşekkür ediyorum.