"Siz bizim Çekoslovaklalılaştırabildiklerimizden misiniz,
yoksa siz bizim Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?"
bir dönemin travmatik tekerlemesiydi ve tek nefeste söylenmesi gerekiyordu.
Çekoslovakya, Çekya ve Slovakya olarak ayrıldı ve bu tekerleme de zamanla ülkemiz gündeminden düştü.
Çekya, Almanya, Polonya, Avusturya, Slovenya gibi komşularını gezme şansım olmasına rağmen Slovakya’yı görmemiştim. Çukurova Havalimanı'ndan İstanbul aktarmalı Slovakya’nın başkenti Bratislava’ya gitmek üzere yola çıktım. Gezi gözlemlerimi aktarmadan kısa bir tarihsel bilgi vermek istiyorum.

Bratislava, 1526'dan 1784'e kadar Macaristan'ın başkenti oldu. Avusturya-Macaristan Krallığı'nın parlamentosu 1848'e kadar burada toplandı. Bu anlamda çok köklü bir tarihe sahiptir. 1918 yılına kadar Macaristan’ın bir parçasıydı. Çekoslovakya, 1918’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılması sonrası ortaya çıkmış bir devlettir. I. Dünya Savaşı’nın sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun parçalanması üzerine Bohemya, Moravya, Silezya, Slovakya ve Karpat Rutenya bölgeleri birleştirilerek bugünkü Çek ve Slovakya topraklarında Çekoslovakya devleti kurulmuştur. II. Dünya Savaşı’ndan önce, 1939 yılında topraklarının bir kısmı Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilen Çekoslovakya, 1945-1990 yılları arasında Doğu Bloku ’na katılmıştır. Doğu Avrupa’nın değişim dalgası sırasında 1989’da Çekoslovakya’da komünist yönetim düşmüş ve Vaclav Havel cumhurbaşkanı olmuştur. 1992'de ise Çek ve Slovak tarafında ayrılığı isteyen partilerin iktidarda olması sonucunda iki tarafın partileri anlaşarak konuyu halk oylamasına bile götürmeden federasyonu feshettiler. Böylece Çekya ve Slovakya olarak iki ayrı devlet olarak yollarına devam ettiler. Bu ayrılık "Kadife Boşanma" olarak bilinmektedir.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun en gelişmiş ve sanayileşmiş kısımları Çek bölgesindeydi. Slovaklar iktisadi olarak daha geride kalmıştı. 1989’da Sosyalist sistem sonrasında Çekoslovakya AB’ne katılım hedefini koymuştur. Çekler ayrıldıkları takdirde gelişmiş olan ve siyasi sorunları bulunmayan Çek bölgesinin AB’ye daha erken üye olabileceğini düşünüyorlardı. Slovak bölgesi Macar ve Roman azınlığı ile sorunlar yaşamaktaydı. Slovak bölgesinin AB’nin siyasi ve ekonomik kriterlerine uyum sağlaması mümkün gözükmüyordu. Ancak ayrılan iki devlet aynı anda 2004 yılında AB’ne girerek yeniden ve daha geniş bir çatıda bir araya geldiler. İki ülke arasında sınır kontrolleri tamamen kaldırıldı. Ortak para kullanıp, ortak vize sistemi uygulamaya başladılar. Her ikisi de NATO’ya üye oldu. Çek ve Slovakların durumu tam bir ayrılsak da beraberiz haline dönüştü.

Bratislava'da ince ince yağan bir yağmur beni karşıladı. Havalimanından çıkar çıkmaz yolun karşısına geçerek 61 numaralı otobüsle merkezi tren istasyonuna geldim. Buradan yaklaşık 20 dakikalık yürüyüşle kalenin hemen eteğinde ve eski kentin içinde kalan konaklama yerine ulaştım.
Yürüyüş boyunca güzel ağaçlandırılmış geniş caddede yürürken yol kenarında, merkezi meydanın yanında 1996 yılından bu yana Slovak Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın ikametgahı olarak kullanılan Grassalkovich Sarayı'nın yanından geçtim. 1860'lardaki orijinal haline uygun olarak barok tarzında restore edilen saray, konuklarını şeref kıtasının bulunduğu avluda kabul ediyor. Giriş holünde heykellerle süslenmiş bir merdiven bulunuyor ve buradan bahçeye ulaşılıyor. Birinci kattaki büyük salon geçmişte konser salonu olarak hizmet vermiş, bugün ise resmi karşılama törenlerine ve önemli anlaşmaların imzalanmasına ev sahipliği yapıyor. Devlet başkanı karşılama salonu olarak müzik, şarkı ve dans alegorilerini tasvir eden tabloların bulunduğu eski bir müzik salonunu kullanıyor. İkinci katta devlet başkanının dinlenme alanları ve ofis alanlarının çoğu yer alıyor. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın arkasındaki bahçe halka açık ve hem Bratislava sakinlerinin hem de turistlerin yürüyüş için tercih ettiği bir yerdir.

Saray, Hırvat kökenli bir aristokrat ve en önemli Macar politikacılarından biri olan Kont Anton Grassalkovich tarafından yaptırılmış. Yazlık konut olarak kullanılmış ve şehrin hemen dışında konumlanmıştır. Kont Grassalkovich, İmparatoriçe Maria Theresa'nın gözdesiydi. İmparatorluk saray mensuplarının sıkça katıldığı çok sayıda yaz şenliği ve balosu düzenlemiştir. 1775 yılında bizzat Maria Theresa tarafından ziyaret edilmiştir. En önemli konuklar arasında, birçok eserinin prömiyerini burada gerçekleştiren besteci Joseph Haydn da vardır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde Grassalkovich Sarayı'nın son sakinleri Arşidük Friedrich ve eşi Isabella'ydı. O zamandan beri saray birçok kez el değiştirdi. Saray, Birinci Dünya Savaşı sırasında askeri karargâh olarak kullanılmış, İkinci Dünya Savaşı sırasında ise Slovak Devleti Cumhurbaşkanı'nın ikametgahına dönüştürülmüştür. Sosyalizm döneminde ise bina, öncü bir gençlik örgütü tarafından kullanılmıştır. "İnsanlar yalınlık ve sadelikten korkar oldular. Oysa hakiki itibar, gösterişsiz doğruluktan doğar.” diyen M. Torgal’ı doğrularcasına Slovakya Devlet Başkanı'nın sarayı sadelik ve gösterişsizlik içinde görünüyor.

Otele yerleştikten sonra hemen zaman kaybetmeden yağmur altında gezime 1990'lı yıllarda yeniden inşa edilen şehir surlarını gezerek başladım. Otel dışında kale neresi, surlar neresi, eski çarşı ne tarafta gibi aralarında hararetle konuşan Türk çiftin çaresizliğini görünce dayanamayarak henüz gezmeye başlamadığım ve ilk kez geldiğim kentte Türk çifte kentin yönlerini tarif ederek öneride bulundum. Böylece gezime de başlamadan minik çaplı bir rehberlik yapmış oldum.

Duvarları 130 ila 160 cm kalınlığında taştan yapılan ve en son 16. yüzyılın ilk yarısında, Türk akınlarından korkularak güçlendirilmiş kale surları modern dönemde giderek önemini yitirmiş. 1775'te Maria Theresa'nın emriyle büyük bir kısmı yıkılarak yeniden inşa edilmiş ve çevresi hendeklerle çevrilmiş. 16. yüzyılda, şehir surlarının iç tarafına dar evler yapılmış ve 18. yüzyılın sonlarında itibaren, artık ihtiyaç duyulmayan şehir surlarının dış tarafına da evler inşa edilmiştir. Böylece Orta Çağ surları, her iki tarafta evlerle çevrilmiş. İç şehir surları 1905 civarında yıkılmış ve şehrin orijinal surlarından günümüze sadece Michael Kapısı ve iki kule kalmış. 1970'lerde SNP Köprüsü'nün inşası sırasında, evlerin yıkımı sırasında surların büyük bir bölümü ortaya çıkarılmış, 1980'ler ve 1990'larda ise surlar yenilenerek bugünkü halini almıştır.

Orta çağda şehrin surlarla çevrili olduğu dönemde giriş çıkış dört kapıdan yapılmaktaydı. Laurinc Kapısı, Balıkçılar Kapısı dört kapının en küçüğüydü ve çoğunlukla Tuna Nehri'nden yakaladıkları balıklarla şehre giren balıkçılar tarafından kullanılıyordu. Batı tarafında, aynı zamanda karanlık ve uzun bir tünele benzediği için Karanlık Kapı olarak bilinen Vydrica Kapısı bulunuyordu. Aziz Michael Kapısı'nın tarihi 13. yüzyılın sonlarına dayanmaktadır. 19 Macar kralının (1563-1830) Bratislava'da taç giyme töreni Vydrica Kapısı'ndan girerek başlar, St. Martin Katedrali'nde taç giyer ve St. Michael Kapısı'nda yeni kralın başpiskoposun ellerine krallık yeminini ederdi.
Kapının kulesi 1529-34 yılları arasında yıkılmış, 1753-58 yılları arasında bugünkü haliyle yeniden inşa edilirken kulenin tepesine bir Aziz Mikail heykeli yerleştirilmiştir. Kule 51 metre yüksekliğindedir. Kapının çevresi çok sayıda restoran ve kafe ile doludur ve canlı bir yaşama sahiptir. Yerde ise Bratislava’nın diğer başkentlere uzaklığını gösteren bir bronz kapak bulunmaktadır.

15. yüzyıldan kalma 85 metre yüksekliğinde kulesiyle Aziz Martin Katedrali, Bratislava ve Slovakya'nın en önemli tarihi anıtı ve Bratislava'nın en büyük kilisesidir. Temiz Gotik çizgilere sahip katedral 70 metre uzunluğunda ve 23 metre genişliğindedir. Eski Kent silüetine hakimdir. Kule, şehrin savunma surlarına inşa edildiği için, şehrin surlarının adeta bir parçasıdır.

1563-1830 yılları arasında Macaristan Krallığı'nın taç giyme töreni kilisesi olarak bilinmektedir. Katedral, Osmanlı İmparatorluğu'nun şehri fethetmesinin ardından, 1563 yılında Macaristan Krallığı hükümdarlarının taç giyme kilisesi haline gelmiştir. Avusturyalı Maria Theresa da dahil olmak üzere, on bir kral ve kraliçe ile eşlerinin taç giyme töreni 1563 ile 1830 yılları arasında burada gerçekleşmiştir. Kralların taç giyme törenlerinin simgesi olan yaldızlı Aziz Stephen Taç’ının altın kaplama bir replikası 1847 yılından bu yana kulenin tepesinde bulunmaktadır. Kilisenin iç kısmında, yapının net çizgileri etkileyicidir. Georg Rafael Donner imzalı 1734 tarihli Aziz Martin heykeli, devasa, yankılanan bir org ve sunaklar, güzel vitray pencereler bulunmaktadır. Kilisenin dış cephesinde Jan Draskovi'in kumtaşı kitabesi bulunmaktadır. Ayrıca kilisede bir mahzen bulunmaktadır.

Kale gibi, St. Martin'in çevresi de yapının kendisi kadar akılda kalıcıdır. Katedralin geniş merdivenli avlusunda ek bina kalıntıları ve Arnavut kaldırımlı bir ara sokakta öğrencilerin bulunduğu faal bir ilahiyat okulu yer almaktadır.
Bir şehirde heykellerin çok bulunması canlı kültür ve sanat ortamının bir işaretidir. Heykeller, kültürel mirası korunması ve gelecek nesillere ilham vermesi açısından önemlidir. Geçmiş ve geçmişin günümüze etkisi üzerine düşünmeyi teşvik ederler. Cesaret, başarı ve direnç eylemlerini sergileyerek bireylere ilham verebilir. Heykeller, bir şehrin estetik ve kültürel dokusuna katkıda bulunarak kamusal alanları güzelleştirir ve topluluk duygusunu besler. Ayrıca sanat, tarih ve kentsel kimlik hakkında toplumsal diyaloğu teşvik eder. Özünde, heykellerle dolu bir şehir, geçmişiyle aktif olarak ilgilenen, kahramanlarını ve ideallerini kutlayan ve kamusal kimliğini şekillendirmek için sanatı kullanan bir şehirdir.
Bratislava'nın en çok fotoğraflanan turistik yerleri, eski kent bölgesinin her yerinde bulunan heykellerdir. Bu kente gelip tarihi merkezi modern bir dokunuş katarak onu daha da çekici hale getiren bu heykellerle fotoğraf çektirmeyen bir turiste rastlayamazsınız. İkinci gün, Bratislava’nın neredeyse simgesi haline gelen Cumil Heykeli ile tanışmak üzere kent merkezi gezime başladım. Kısa bir yürüyüşten sonra sonunda “Cumil” ile tanıştık. Danimarka için deniz kızı heykeli neyse, Bratislava için de Cumil aynı popülerlikte bir heykeldir. Bratislava'nın şehir merkezinde turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden biridir. Cumil, heykeltıraş, akademisyen, ressam, grafik sanatçısı ve sanatçı Viktor Hulik tarafından yapılmış bronz bir heykeldir. 26 Temmuz 1997’de, yeniden inşa edilen ve yenilenen yaya bölgesinin açılışında Cumil heykeli de yerini almış ve o günden bu yana Bratislava'nın en çok fotoğraflanan heykellerinden biri haline gelmiştir. İş başındaki adam Cumil. Adı "Gözlemci" anlamına geliyor. Cumil’in taktığı miğferden dolayı onu asker olarak tanımlayanlar olsa da heykelin yaratıcısı Viktor Hulik de, heykelini Bratislava'da yaşayan meraklı ve tamamen anonim bir figür olarak açıklıyor. Cumil için muzip gülümsemesi ile kendi izleyen turistleri gözlemleyen biri diyebiliriz.

Eski şehre giden gezinti yolunda, Hans Christian Andersen heykelinden birkaç adım sonra, yanında bir geyik olan bir kadın heykelinin bulunduğu bu eşsiz çeşme yer alıyor. Gümüş ve kısmen bronzdan yapılan mutlu ve gülümseyen heykeldeki adamın adı "Schone Naci”. 19 ve 20. yüzyıllarda Pressburg'da, yani eski Bratislava’da yaşayan ve gerçek ismi ise Ignac Lamar olan biridir. Heykel, Sedlarska Caddesi'nde insanları selamlamaktadır.

Bratislava'nın eski şehir meydanındaki Napolyon Ordusu Heykeli en çok ilgi gören heykellerden biridir. Rivayetlere göre bu asker, Bratislava'dan geçerken yerli bir kıza aşık olarak şehirde kalan ve köpüklü şarap üreticisi olan Hubert'tir. Aynı zamanda Slovakya'nın en popüler köpüklü şarap markasının da adıdır. Holokost anıtı ise Slovakyalı 105.000 Holokost kurbanını anmak için dikilmiştir.


Bir sonraki durağım eski belediye binası kompleksi oldu. Bina, 14. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanan eşsiz bir mimari gelişimi temsil etmektedir. Müze alanında kalıcı ve geçici sergiler, etkinlikler ve eğitim programları bulunuyor. Bina, 1374 yılında ölen şehrin belediye başkanı Jacobus'a ait kuleli bir evdir ve 15. yüzyılda resmi belediye binası olmuştur. 1422'de komşu bina da satın alınarak iki ev arasındaki geçidin üzerine şehrin seçilmiş sakinleri için oturma odası inşa edilmiştir. Daha sonra komplekse Unger Evi olarak adlandırılan bir başka ev eklenmiştir. 16. yüzyılın ortalarında Belediye Binası Rönesans tarzında yeniden inşa edilmiştir. Tüm binaların cepheleri birleştirilmiş ve avluya kemerli bir geçit inşa edilmiştir. Belediye Binası'nın aslen Gotik kulesi, 1733'te günümüz Barok görünümüne kavuşturulmuştur. Daha sonra Belediye Binası çeşitli yapısal değişikliklere uğramıştır. 1911-1912 yıllarında Belediye Binası'na yeni bir kanat eklenerek bina, belediyenin kullanımına sunulan Başpiskoposluk Sarayı'na bağlanmıştır. Eski Belediye Binası'nın bugünkü görünümü, 1960'larda orijinal evlerin cephelerinin ortaya çıkarıldığı restorasyonla ortaya çıkmıştır. Binanın 2008-2011 yılları arasında gerçekleştirilen restorasyonu, Orta Çağ mimarisinin yeni unsurlarını ortaya çıkarmıştır. Belediye Binası, 1868'den beri Bratislava Şehir Müzesi'ne ev sahipliği yapmaktadır.


Bir sonraki durağım eski kentteki Roma Katolik kilisesi olan St. Elizabeth Mavi Kilisesi oluyor. Canlı mavi cephesi, onu uzaktan kolayca tanınabilen en ikonik simge yapılarından biri haline getirmiştir. Gotik tarzda tasarlanan kilise, 1908-1913 yılları arasında inşa edilmiştir. Kilisenin içi, vitray pencereler, mermer heykeller, oymalar ve duvar resimleri gibi, azizin hayatından sahnelerin tasvir edildiği ayrıntılarla doludur.

Bratislava’yı iki noktadan kuşbakışı izleyebilirsiniz. Bunlardan biri Tuna üzerindeki SNP Köprüsü kulesi, diğeri ise Bratislava Kalesidir. Kalenin karşısında tepede meclis binası bulunmaktadır. Bratislava kale binası, dört kule ve 80 m derinliğinde su kuyusu bulunan bir avludan oluşmaktadır. En büyük ve en yüksek kule, güneybatı köşesindeki 47 m yüksekliğinde 13. yüzyıldan kalma Taç Kulesi'dir. Dış duvarlar ve iç koridorlar, eski Gotik ve Rönesans yapı elemanlarından oluşmaktadır. 16. yüzyıldan kalma duvarla örülmüş giriş kapısı hala görülebilmektedir.

Bratislava Kalesi eski şehrin üzerindeki bir tepededir ve Bratislava şehrine hakimdir. Ayrıca güzel bir barok bahçesine sahiptir ve şehrin muhteşem manzarasının en güzel göründüğü yerdir. Tertemiz, bakımlı ve harika çiçeklendirilmiş kale hâkim konumuyla size benzersiz bir Bratislava görünümü sunmaktadır.

Şehrin bilinen ilk sakinleri, 'Oppidum' adı verilen müstahkem bir yerleşim yeri kuran Keltlerdi. Dört yüzyıl boyunca, Roma İmparatorluğu'nun sınırı olan 'Limes Romanus' bu bölgeden geçmiştir. Büyük Moravya İmparatorluğu döneminde, Slavlar dönemin önemli merkezlerinden biri haline gelen bir kale inşa ettiler. 10. yüzyılda Bratislava, Macar devletinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. 11. yüzyılda kale tepesine taştan bir saray ve Aziz Kurtarıcı Kilisesi inşa edildi. 15. yüzyılda, Lüksemburglu Sigismund döneminde, Gotik tarzda bir kale inşa edildi. Bu dönemde, kalenin doğu tarafına Sigismund Kapısı, batı tarafına 7 metre kalınlığında surlar inşa edildi.

Kale arazisi, İmparatoriçe Maria Theresa'nın mimarının tasarımına göre inşa edilmiştir. Gümüş ıhlamur ağaçları ve heykeller arasında yürünmektedir. Orijinal duvarın temelleri üzerine inşa edilmiş yüksek bir duvar, barok desenler oluşturan yeşil çalılarla bezeli restore edilmiş bahçeyi çevrelemektedir.

1536'da Türkler bugünkü Macaristan'ı fethettikten sonra kale taç giyme töreni yeri oldu. Kraliyet kalesi ve normalde Viyana'da ikamet eden kralların resmi ikametgahı haline geldi. 16. yüzyılda Kral Ferdinand, kaleyi Rönesans tarzında yeniden inşa ettirdi. 17. yüzyılda ise bu kez barok tarzında yeniden inşa edildi.

Bratislava kalesine eski kentten ve surlardan çok sayıda yürüyüş yolu yapılmış ve kaleye farklı noktalardan çıkabiliyorsunuz ve şehrin farklı noktalarına inebiliyorsunuz. Kale gerçekten tertemiz ve bakımlı, barok bahçe ise harika. Hayatımda gördüğüm kaleler içinde kesinlikle ilk 3'te yer alabilecek bir kale ve ülkemizde gezdiğim kaleleri düşününce hüzünlendim. Bizim kaleler gerçekten bakımsız, eski ve riskler barındırıyor. İçleri bakımsız ve temiz değil. Farklı amaçlarla etkin biçimde kullanılamıyor. Biz koruma adı altında kaderine terk ederken modern anlayış bu mekânları yaşayan alanlar haline getiriyor.

Kaleden şehri ikiye bölen Tuna nehrini izlemek çok keyifli. Tuna Nehri, Bratislava'nın kalbidir ve aynı zamanda nehir boyunca uzanan Bratislava Kültür Yolu'nda müzeler, galeriler ve tarihi yerler ve Tuna nehri manzaralı yemekler sunan restoranlar ve yüzen oteller bulunuyor.
SNP Köprüsü olarak da bilinen köprü, 1967 ve 1972 yılları arasında 2. Dünya Savaşı sırasında ülkenin Nazilere karşı mücadelesi ve 1944 Slovak Ulusal Ayaklanmasını anmak için inşa edilmiştir. Oldukça retro-fütüristik görünümü, 1960'ların iyimser fütürizminden esinlenmiştir. Restoranın tepesindeki uçan daire benzeri yapı ertesi günkü hava durumunu göstermektedir. Sarı güneşli, kırmızı rüzgârlı, mavi yağmurlu ve yeşil bulutlu sisli anlamına gelmektedir. Kentteki herkesin gözü bir yandan bu köprüdedir. Köprünün planlaması ve eski Köprü'nün yenilenmesi tartışmaları 1960'larda başlamıştır. İnşaat başlamadan önceki yıllarda, özellikle sanatçılar ve aydınlar arasında muhalefet yükseldi. Eski Kent'in taşıyıcılar ve köprü için gerekli olan kısımlarının yıkılmasını ve mahallelerin yıkılmasını eleştirdiler. Köprü 1972'de, tepesindeki restoran ise 1974'te açıldı. Kablo destekli köprü, dünyanın en uzun tek direkli asma köprüsüdür. Sıkça adı değiştirilmiştir. Köprünün orijinal adı sosyalist çağrışım yapması nedeniyle belediye "Novy Most" veya "Yeni Köprü" olarak değiştirse de vatandaşların tepkisi üzerine 2012'de köprünün adı tekrar "Most SNP" olarak değiştirmiştir. Köprünün altındaki geniş alan belediye otobüsleri ve şehirler ve ülkeler arası giden otobüslerin kent içindeki önemli bir durağıdır ve her turistin yolu buraya düşer.

Bir seyahat ve öğrenme süreci daha sona erdi. Bratislava denilince aklımda eski kentin sakinliği, dinginliği ve huzuru, trafik dahil en ufak yüksek sesi duymamak, tertemiz sokakları, tarihi mekânları, heykeller, yeşil olması ve Tuna Nehri'nin güçlü ama sakin akışı kalacak. Slovak insanının mütevazı, gösterişten uzak, sakin, mesafeli olması gerektiği şekliyle iletişim kurması güzeldi. Ekonomik açıdan kişi başı geliri 40 bin dolar civarında, enflasyonu ve işsizlik oranı yüzde 4'ler düzeyinde, iş yapma ve lojistik kolaylıkları olan ülkede insanlar sakin, mutlu yaşayıp gidiyor. Diğer Avrupa ülkelerine göre daha ucuz olan ülke turizm açısından Budapeşte, Prag, Viyana gibi önemli turizm kentleri arasına sıkışmasına rağmen görmeye değer.

Viyana'ya gelen turistlerin büyük çoğunluğu, Tuna Nehri üzerinden teknelerle, otobüs, tren veya tur organizasyonlarıyla Bratislava'yı kısa süreliğine ziyaret etmektedir. Bu seyahatte, alışılmışın aksine bir yaklaşım benimseyerek, daha sakin ve ekonomik bir seçenek sunan Bratislava'da konaklayıp, Viyana'ya günübirlik bir gezi düzenledim. Bu sayede, her iki şehrin kendine has atmosferini daha derinlemesine deneyimleme fırsatı buldum. Bu alternatif seyahat planı, Bratislava’ya kadar gelip Viyana'nın cazibesini deneyimlemek isteyenler için ideal bir seçenek sunmaktadır. Viyana'ya günübirlik bir gezi düzenleyerek, konaklama maliyetlerini düşürmek ve Bratislava'nın sakin atmosferinden faydalanmak mümkündür. Bundan sonraki yazımda Viyana’da bir günü sizlerle paylaşmaya çalışacağım.











Gitmedim ama bu yazıdan sonra fırsat kollamaya başladım. Tek Bratislava olmayabilir ama bratislavanında iinde olduğu bir tur cazip geliyor. Sagolun
sayın Güneş, ne kadar samimi ve doğal anlatıyorsunuz. Ben de sanki sizinle beraber geziyor hissine kapılıyorum. Tebrik ediyorum harika gezi yaİlarinizi takip ediyorum
Tek bir şey söyleyeceğim .çok doğal ve akıcı .. okutuyor
Sayın Hocam, değerli Meslektaşım Öğrencilerinin seni ne kadar ilgiyle takip ettiklerini biliyorum. Onlara ufuk açıyorsun. Dünyayı tanıtıyorsun. Ama sadece etki a***ı onlarla sınırlı değil bizlerde zevkle okuyor, öğreniyor ve sayende harekete geçme p***ları yapıyoruz. Tesekkur ediyorum.
23 Yıldır Almanya'da yaşıyorum. Kaç defa gitmek için niyetlendik ama olmadı. Bu yazıyı okuduktan sonra artık kesinlikle mayısta guzelleşen havalarla beraber Bratislavaya gideceğiz. Tesekkur ederiz değerli bilgilendirmeler için
Viyana yazınızı sabırsızlıkla bekliyor olacağız. Kızım gelecek yıl eğitim amacıyla Viyana'da olacak.
Hepsi nokta atışlar. Bir kent bu kadar detaylı ama bu kadar güzel ve kısa anlatılabilir. Neredeyse yüzlerce yıllık birikim, tarih ve turizmi bes dakika surmeyen bir okumayla öğrendim. Tesekkur ederim
Harika bir Bratislava yazısı olmuş. Turda 3-4 saat kadar zaman geçirmiştik. Ama şimdi anlıyorum ki biz sadece bazı bir kaç noktayı görmüşüz. Siz bize şehri yeniden fazlasıyla gezdirdiniz. Anlattınız .. bu yazıyı okuyunca gezmemişim, görmüşüm diyorum
Hocam yemin ediyorum giderek bu konuda devleşiyorsun. Gezmeniz bir yana ama bunu aktarım şekliniz bizleri de adeta gezinin bir parçası yapıyor. Hocam sizin bu gezilerinizi, gözlemlerinizi dinleyeceğimiz bir platform etkinlik olursa mutlaka gelmek isterim. Saygılarımla