Budapeşte gezisinin ikinci bölümünde kentin Peşte tarafındaki gezi ve gözlemlerimi aktaracağım. Peste tarafında Zincirli köprüden Tuna boyunca yürüyerek gezime başlıyorum. İlk ve önemli durak Parlamento binası gerçekten her açıdan hayranlık uyandıran muhteşem bir bina. Tuna Nehri kıyısında yer alan görkemli bir mimari şaheseridir. Karşıdaki kaleden yakınından ya da gece ne zaman giderseniz gidin sizi mutlu eden bir yapı. Mimar Imre Steindl tarafından tasarlanan yapı, 268 metre uzunluğunda ve 96 metre yüksekliğindedir. Bu yükseklik, Macarların bölgeye yerleştiği 896 yılına atıfta bulunur. Dome Hall'da (Kubbe Salonu) Macaristan'ın 1000 yıllık Kutsal Tacı ve kraliyet mücevherleri sergilenmektedir. Bu bölümde fotoğraf çekmek kesinlikle yasaktır. Yapımda 40 kg 22-23 ayar altın ve yarım milyon değerli taş kullanılmıştır. Toplamda 691 oda ve yaklaşık 20 km uzunluğunda merdiven sistemi bulunur. En güzel manzara fotoğrafları için nehrin karşı kıyısındaki Buda tarafındaki Batthyany ter meydanı tercih edilebilir tabi iyi bir fotoğraf makinanız varsa.




Nazi Almanyası tarafından ülkenin işgaline uğrayan tüm kurbanların anısına, parlamentodan birkaç blok ötede Budapeşte'deki Szabadság Meydanı'nda bronz bir heykel bulunuyor. 21 Temmuz 2014'te Budapeşte'deki Özgürlük Meydanı'nda açılan anıt, Macaristan'ı bir Alman kartalı tarafından saldırıya uğrayan bir melek olarak tasvir etmektedir. Melek Macaristan'ı, kartal ise 1944'te Budapeşte'ye giren Nazi Almanyası'nı temsil etmektedir. Parlamentodan birkaç blok ötede, Falk Caddesi'nde Komiser Columbo heykelini görmek sürpriz oluyor. Bir TV dizisinin karakteri ve köpeğinin bronz heykeli pek çok kişi için çok çekici olmayabilir. Ancak Komiser Columbo’yu izlemiş benim gibi nesiller için nostaljik bir andı.

Budapeşte'nin en büyük kilisesi olan Aziz İstvan Bazilikası (Szent István-bazilika), Macaristan'ın ilk kralı Aziz İstvan'a adanmış neoklasik bir başyapıttır. Yaklaşık 54 yıl süren inşaat sürecinin ardından 1905 yılında tamamlanmıştır. Dini ve tarihi açıdan ülkenin en önemli, şehrin ise en yüksek yapılarından biri olan bu bazilika, Parlamento Binası ile aynı yükseklikte (96 metre) inşa edilerek din ve devletin eşitliğini simgelemiştir.

Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar
Peşte tarafında Parlamento binasının güney çaprazında demirden yapılmış ayakkabılar bulunuyor. 1940’lı yılların modellerinden oluşan, her biri gerçek boyutlara sadık kalınarak demir kalıplara dökülmüş 60 adet ayakkabı yer alıyor. Bu eserler, İkinci Dünya Savaşı sırasında Tuna kıyısında infaz edilen binlerce kişinin anısına Can Toğay ve Gyula Pauer tarafından yapılmış. Can Toğay film yönetmenliği, yazarlık ve oyunculuk yapıyor. Toğay, siyasi sığınmacı olan Türk anne babanın çocuğu olarak Doğu Almanya’da doğmuş ve Budapeşte’de yaşıyor. Gyula Pauer ise Macar bir sanatçı. Tabletlerde İbranice, İngilizce ve Macarca olmak üzere üç dilde yazılmış taştan bankta “1944-1945'te Arrow Cross (Oklu Haç Partisi / Nazi Partisi) militanları tarafından Tuna Nehri kıyısında vurulan kurbanların anısına 16 Nisan 2005'te kurulmuştur" yazmaktadır. Bir erkeğin çizmesi, bir kadının topuklu ayakkabısı ve çocuk ayakkabıları; katledilen insanların meslek, kimlik ve cinsiyetine bakılmaksızın nasıl bir vahşete kurban gittiklerini anlatmak için benzersiz bir eser niteliği taşıyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan önce Macaristan'da yaşayan yaklaşık 800.000 Yahudi’nin yaklaşık 280.000'i Budapeşte'de yaşıyordu. Buna istinaden kente bazen "Yudapest" benzetmesi yapılmaktaydı. Macaristan'daki Yahudi cemaati Avrupa'nın en büyüğüydü; Budapeşte'deki sinagog, New York'tan sonra dünyanın en büyük ikinci sinagogu olarak kabul edilmekteydi. Macaristan’da Yahudilerin yalnızca dörtte birinin hayatta kaldığı tahmin edilmektedir.


Terör Evi
Macaristan hem Nazi hem de Sovyet rejimlerini yaşadığından, muhaliflerin ve karşı grupların anısına bir müze görmek hiç şaşırtıcı değil. Terör Evi Müzesi (Terror Háza), 2000 yılında "Orta ve Doğu Avrupa Tarihi ve Toplumu Araştırma Kamu Vakfı" tarafından kurbanların anısına inşa edilmiş ve "Terör Evi" olarak adlandırılmıştır. Terör Evi'nin dört katının her biri; kalıcı ve geçici fotoğraf sergileri, tarihi hatıralar ve videolar sunuyor.
Merkez Pazarı (Central Market Hall)
Yemek, şarap ve kültürel yürüyüşte nereye giderseniz gidin mutlaka yolunuz Budapeşte'nin yemek katedrali ve Avrupa'nın en büyük ve en görkemli kapalı pazarlarından biri olan The Central Market Hall'a düşecektir. Benim Budapeşte’de en sevdiğim yerlerden biridir ve genelde yemeklerimi burada yemeyi tercih ederim. Budapeşte'nin en eski ve en büyük kapalı pazarı olan Central Market Hall, hem yerel halkın günlük alışverişini yaptığı hem de turistlerin Macar kültürünü deneyimlediği ikonik bir merkezdir. 1897 yılında açılan bu görkemli yapı, renkli seramik çatısı ve devasa çelik konstrüksiyonu ile 3 katlıdır.

Pazarda; sergilenen çoğunlukla yerel ve mevsimlik, çok çeşitli ve bol miktarda ürün bulunur. Macar mutfağındaki yeme içme kültürünün kullandığı malzemeleri bulabilir veya pişirilmiş hallerini burada tadabilirsiniz. Macarlara özgü zarif pastalardan bazılarını, yerel peynirler eşliğinde Macar şaraplarını tadabilirsiniz. Zemin katta taze sebze, meyve, et ürünleri ve baharatlar bulunur; dönüşte çantanızda meşhur Macar paprikası mutlaka olmalıdır. Tokaji şarabı, bal ve salam en çok tercih edilen ürünlerdir. Üst katta ise hediyelik eşya dükkanları ve geleneksel yemeklerin sunulduğu restoranlar/büfeler bulunmaktadır. Bodrum katında ise balık pazarı, turşucular ve süpermarket yer alır.


Ferahlatan bir yaz içeceği olan fröccs, beyaz şarabın soda ile karışımıyla yapılır. Macarlar için bir gurur kaynağı olan pálinka, güçlü bir meyve brendisidir ve düğünler, vaftizler veya cenazeler gibi Macaristan'daki geleneksel aile etkinliklerinin bir parçasıdır. Genellikle "ateş suyu" olarak anılan bu tür brendi üretimi artık katı bir şekilde düzenlenmiştir ve yalnızca minimum yüzde 37,5 alkol içeriğine sahip yüzde 100 meyve damıtılmış içecekler pálinka olarak adlandırılmaktadır. Geleneksel olarak bu içeceği yapmak için en çok kullanılan meyveler erik, elma, armut, kayısı ve kirazdı; ancak giderek daha sıra dışı meyve çeşitleri ve lezzet kombinasyonları popüler hale geldi.
Red Ruin
The Central Market'ın arka sokaklarında komünizm temalı ilginç bir bar olan Red Ruin'in dekoru dikkat çekiyor. Girdiğinizde ilk gördüğünüz şey; doğum günü şapkaları içinde, coşkulu bir "komünist parti" düzenleyen Karl Marx, Vladimir Lenin, Joseph Stalin ve Mao Zedong'un bir duvar resmi oluyor. Floresan kırmızısı aydınlatma, içinden yüzünüzü geçirebileceğiniz bir Marx ve Lenin karton posteri ve "Joseph Stylin" yazısıyla Stalin'in pop art kalıpları gibi ilginç çizimler var. Barın labirent gibi, kırmızı tuğlalı bodrum katında daha fazla duvar sanatı örneği görebiliyorsunuz.

Yahudi Mahallesi
Budapeşte deneyiminizin bir parçası olarak Yahudi mahallesi, eski getto bölgesi ve sinagoglar ziyaret edilebilir. Avrupa'nın en büyük sinagogu olan Dohany, Kahramanlar Tapınağı ve yakın zamanda restore edilmiş Rumbach Sinagogu, eski Budapeşte gettosundaki sokaklarda karşınıza çıkacaktır. Macar Holokostu'nun karanlık zamanlarının geçtiği mekânların bazıları günümüzde kültür, ticaret ve eğlence merkezine dönüşmüş durumdadır. Buralara "harabe barları" (ruin bars) denilmektedir. Şehrin en hareketli gece hayatı ve kültür merkezlerinden biri olarak bilinmektedir.

Budapeşte'deki Emanuel Hayat Ağacı Anıtı, Dohány Caddesi Sinagogu'nun arka avlusunda, Raoul Wallenberg Anıt Bahçesi'nde bulunmaktadır. Holokost kurbanlarına adanmış en önemli anıtlardan biridir. İmre Varga tarafından tasarlanan anıt, ağlayan söğüt ağacı formundadır. Söğüt, Yahudi geleneğinde yasın sembolüdür. Heykel, ters çevrilmiş bir yedi kollu şamdanı andırır ve bu da yok edilen hayatları ve soykırımı temsil eder. Heykelin metal yapraklarının üzerinde, II. Dünya Savaşı sırasında Naziler ve Macar işbirlikçiler tarafından katledilen binlerce Macar Yahudisinin isimleri yazılıdır. Anıt, 1990'larda Macar-Yahudi kökenli ünlü kozmetik girişimcisi Estée Lauder'in bağışlarıyla, Emanuel Vakfı aracılığıyla yapılmıştır. Böylesine büyük bir katliama uğrayan bir inanç veya ulus temsilcilerinin bugün o günleri aratmayacak büyük bir katliam ve soykırım yapması anlaşılır bir şey değildir.

Tarihi Astoria Oteli
Peşte tarafında gezerken sık sık karşıma çıkan Astoria Oteli'ne değinmeden edemeyeceğim. 1914’te açılan Astoria Otel, 1918 Aster Devrimi'nde Macar Ulusal Konseyi'nin karargâhı olarak hizmet vermiştir. Kont Mihály Károlyi, Macaristan'ın ilk cumhurbaşkanı ilan edildiği konuşmasını otelin birinci katındaki balkondan yapmıştır. II. Dünya Savaşı ve Nazi işgali sırasında otel, Gestapo'nun karargâhı olarak kullanılmıştır. 1956 Macar İhtilali sırasında bina ağır hasar almış; kurşun izleri ve top mermileri isabet etmiştir. Protestocular Sovyet tanklarını Astoria kavşağında durdurmuştur. Otel pek çok filme konu olmuş ya da filmler burada çekilmiştir. Ben yanından geçerken sadece ürperti hissettim ve bu otelde kalmayı aklımdan bile geçirmem diye düşündüm.

Budapeşte'nin ünlü bir mekanı da Vörösmarty Meydanı'nda yer alan Café Gerbeaud'dur. 1858’de Henrik Kugler tarafından kurulmuş ve İsviçreli pastacı Emil Gerbeaud tarafından devralınmıştır. "Kedi dili" çikolatası ve likörlü vişne bonbonu ünlüdür. Avrupa'nın en eski ve en prestijli pastanelerinden biridir. Farklı mimari tarzlarda tasarlanan iç mekanda mermer masalar, ahşap paneller ve görkemli alçı tavanlar; tarihi atmosferi, yüksek tavanlı salonları ve kristal avizeleriyle tarihi dokuyu yansıtmaktadır.
Şehrin En Büyük Parkı
Şehir Parkı, her yaştan insanın kendine göre bir şeyler bulabileceği, kent insanının çok sevdiği bir parktır. Burada kolaylıkla bir gün geçirebilirsiniz ve sıkılmazsınız. Kahramanlar Meydanı (Hősök tere) ziyaret edildikten sonra mutlaka park gezilmelidir. Günümüzdeki Şehir Parkı'nın bulunduğu alan eskiden bir bataklıktı. "Ökör-dűlő " yani "Öküz Çayırı" olarak adlandırılıyordu. Burası aynı zamanda soyluların da gözde av alanlarından biriydi. 18. ve 19. yüzyıllarda imparatorun insanların yeşil bir ortamda dinlenip eğlenebileceği bir "Ulusal Bahçe" kurulmasını emretmesiyle bataklık kurutulmuş, alana ilk ağaçlar dikilmiş ve yürüyüş yolları planlanarak İngiliz tarzı bir parka dönüştürülmüştü. Budapeşte Şehir Parkı, insanların dinlenme amacıyla kullanabileceği ilk halka açık parklardan biriydi. 1896'daki Milenyum Kutlamaları için yapılan hazırlıklar, parkın ve çevresinin büyük ölçekli geliştirilmesini sağlamıştır. Halka açık park oluşturulduktan sonra, günümüzdeki adı olan Városliget "küçük şehir ormanı" kabul edildi ve dünyanın ilk halka açık parklarından biri oldu.


Parkın kuzey köşesine Kahramanlar Meydanı kurulmuştur. Şık villalarla çevrili zarif Andrássy Bulvarı da bu yıllarda inşa edilmiştir. Türkiye Elçiliği burada bulunmaktadır. 19. yüzyıldan kalma Széchenyi Termal Hamamı ve Budapeşte Hayvanat Bahçesi gibi binaların yanı sıra, 2020'lerin başlarında inşa edilmiş Etnografya Müzesi gibi müzeler birçok cazibe merkezi içermektedir. Park içerisinde yer alan tarihi şatoların birinde kapalı bir Macar düğününe davetsiz misafir olarak sızarak düğün geleneklerini yakından görme şansına da sahip oldum.


Zaman Çarkı, 2004 yılında Macaristan’ın Avrupa Birliği’ne katılımını anmak için inşa edilmiş. Budapeşte'nin en ilginç modern yapılarından biri olan bu anıt, Kahramanlar Meydanı'nın hemen yakınında, Kent Parkı'nın (Városliget) kıyısında yer alan devasa bir kum saatidir. Dünyanın en büyük kum saatlerinden biri olan bu yapının her yılbaşı gecesi sıfırlanması gerekir. 60 ton ağırlığındaki anıt; granit, çelik ve camdan yapılmıştır. İçindeki cam granüller üst hazneden alt hazneye tam bir yılda akar. Her yıl 31 Aralık gece yarısı, kum tükendiğinde çark manuel olarak 180 derece döndürülerek yeni yılın akışı başlatılır.
Kahramanlar Meydanı

Andrassy Bulvarı'nın sonunda ve Şehir Parkı'na açılan alanda Kahramanlar Meydanı bulunuyor. Meydan ve çevresindeki anıtların inşası, Macaristan'ın 1000. yıl dönümünü anmak için 1896'da başladı. Meydana önden bakıldığında sağ tarafta Sanat Salonu, sol tarafta Güzel Sanatlar Müzesi ve ortada Milenyum Anıtı bulunuyor. Meydanda 118 metre yüksekliğindeki Milenyum Anıtı'nın kaidesini ve üzerinde Başmelek Cebrail'in bulunduğu 36 metre yüksekliğindeki sütunu görüyorsunuz
.
Bunların önünde 7 kurucu kabile lideri ve onların da önünde Macaristan'ın bağımsızlığı için savaşanları onurlandıran Kahramanlar Anıtı bulunuyor. Anıtın arkasında gerçek boyutlarından daha büyük; detaylı kral, kraliyet ailesi üyesi ve Macar tarihinin önemli şahsiyetlerinin heykelleri bulunuyor. Sütun ve kaidenin etrafındaki heykel grubu, yarım daire şeklinde düzenlenmiş iki sütun sırasıyla görsel bir bütünlük oluşturmaktadır. Kahramanlar Meydanı, ziyaretçilere Macar tarihi dersi sunuyor. Buradaki sanat eserleri, ülkenin tüm tarihini kucaklıyor; aynı zamanda barış zamanının sanatçılarını, sanat eserlerini ve Macar kültürünün değerlerini de hatırlatıyor. Bunun sonucunda da Budapeşte'nin Kahramanlar Meydanı ve Andrassy Bulvarı, UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer almıştır.

Kahramanlar Meydanı (Hősök tere), Budapeşte'nin en ikonik simgelerinden biri olmasının yanı sıra her saat yerli ve yabancı ziyaretçileri misafir etmektedir. Bu geniş meydan, sadece sanatsal ve tarihi önemiyle değil, aynı zamanda yıl boyunca düzenli olarak büyük etkinliklere ve kutlamalara da ev sahipliği yapmaktadır. Dekoratif aydınlatması sayesinde geceleri de büyüleyici bir güzelliğe sahiptir. Meydan ziyaretinizi, Avrupa sanat koleksiyonuna sahip Güzel Sanatlar Müzesi veya çağdaş sanat sergileri sunan Sanat Sarayı'nı ziyaretle birleştirmeyi düşünebilirsiniz; her iki müze de meydanın iki yanında yer almaktadır. Alternatif olarak Şehir Parkı'nda gezebilirsiniz. Zamanınız varsa her ikisini de yapabilirsiniz.

Macarların toplu eğlence biçimlerinin başında Széchenyi Hamamı gelmektedir. Budapeşte'deki ve tüm Avrupa'daki en büyük termal kaplıca kompleksi olan Széchenyi, nefes kesici Neo-Barok ortamda açık ve kapalı havuzlarıyla hizmet sunmaktadır. 1913'te inşa edilen kompleks; özel buhar banyolarından, her biri doğal termal kaynaklarla beslenen 3 açık havuz ve 15 kapalı havuz içeren büyük bir kaplıcadır. Macar kültürünün ikonik bir parçasıdır.
Budapeşte'de gelenek ile eğlenceyi birleştiren spa deneyiminde; şerbetçi otu, malt ve özel bir bira tuzu gibi doğal bira malzemeleriyle demlenmiş ılık termal su bulunmaktadır. 45 dakikalık BeerSpa seansı ve küvetine servis edilen sınırsız fıçı bira hizmeti de sunulmaktadır.
Zwack Unicum Müzesi ve Unicum
Budapeşte denilince aklıma ilk gelenlerden biri Unicum’dur. Unicum, kitapçıların, eskicilerin ve antikacıların jargonunda tek bir örneği kalmış eşyaya denilmektedir. Nadir bulunan bir eşyayı ifade etmek için kullanılır.

Macaristan Kralı II. Joseph'in kraliyet doktoru Doktor Zwack, imparatorun ve ailesinin sindirim sorunlarını hafifletmek için içeceği geliştirip İmparator II. Joseph’e içirdiğinde tepkisi, "Dr. Zwack, Das ist ein unicum! " “Dr. Zwack, bu çok güzel, eşsiz bir şey!”) olur. Zamanla Macaristan’ın en tanınmış içki markalarından biri hâline gelecektir. Dr. Zwack’ın torunlarından biri, 1840’ta üretime başlar. Aile, 1883’te de içkinin patentini alır. 1892’de fabrikası Budapeşte’ye taşınır. Savaşta yerle bir olur. Savaş sonrası yeniden inşa edilir. Bu kez de 1948’de Macaristan’daki rejim değişikliği ile komünist hükümet tarafından fabrikaya el konulup kamulaştırılır. Ailenin çoğu ülkeyi terk ederek Amerika ve İtalya'ya gider. 1989’da geri dönen aile fertleri Macar hükümetinden fabrikayı yeniden alırlar ve bugün faaliyetlerine devam etmektedirler. 40'tan fazla farklı bitki ve baharatı içeren süper gizli tarifi ile adeta ulusal bir içecek hâline gelen, 35 derece alkolü olan bu bitki likörü, meşe fıçılarda 6 ay yaban erikleriyle birlikte dinlendirilerek üretilmektedir.

Budapeşte sizi beklentilerinizin ötesinde mutlu edecek harika bir şehirdir. Ben zaman zaman özlediğimi hissederim. Avrupa'da birçok şehir gezdim ama Budapeşte'nin tarihi, güzel mimarisi, canlı kültürel ortamı ve gastronomisiyle daha fazlasını hak ettiğini düşünüyorum. Turizm açısından henüz bir Paris veya Roma değil belki ama bunların gölgesinde kalmayı da hak etmiyor. Budapeşte keşiflere açık bir kent. Çoğu insanın kaçırdığı ya da bir geziye sığdıramadığı gizli hazineleri var. Bunu Budapeşte'den döndüğünüzde daha iyi anlıyorsunuz. Bu duygu sizi tekrar gitmek için motive ediyor.












2 defa okudum ve sart oldu Budapesteye gitmek. Ah bu vize