İstanbul Halkalı'dan kalkan İstanbul-Sofya Ekspresi biletimi TCDD'nin internet sitesinden kolayca aldım. Bu tren yolculuğuyla bir ülkede uyuyup başka bir ülkede uyanmanın tatlı heyecanını deneyimleyeceğim. Adana Havalimanı'nın kapatılmasıyla başka bir şehirden uçağa binmek zorunda kalan Adanalılar için uzun bekleme süreleri ve aktarmalı uçuşlar yolculuğu çok yorucu hale getiriyor. Bu defa da Sabiha Gökçen’e uygun bilet bulmam nedeniyle İstanbul’da Halkalı'ya erişim biraz zaman aldı. Sabiha Gökçen'den Halkalı'ya kıta değiştirerek yaptığım 75 km’lik yolculukla ulaştım. Sabiha Gökçen-Kadıköy metrosuna binerek Ayrılık Çeşmesi istasyonunda aktarma yaparak Marmaray’a geçtim ve son durak Halkalı istasyonuna ulaştım.
.jpg)

Trende yemek vagonu bulunmuyor. Trenin kısa süreli durduğu kentlerde saatin uygun olmaması nedeniyle büfeler kapalı oluyor. Bu nedenle yanınıza yiyecek, içecek bir şeyler almanızda fayda var. Sıcak bir kahve veya çay için yanınıza küçük bir termos öneririm ama bu sefer minicik çantamda yer edecek neredeyse hiçbir şey almadım. 15 saatlik yolculuk için Halkalı yakınlarındaki bir marketten yiyecek ve meyve topladım. Yolda, tesadüfen karşıma çıkan bir yerde Boşnak böreği yiyerek kendimi yolculuğa hazırladım. Girdiğim iş yerinde, orada oturan dört öğretmenin ve iş yeri sahibinin bulunduğu grubun oturduğu dışarıdaki masayı tercih ettim. Bir saati aşkın öğretmen grubuyla hoş bir sohbet ettik. Hatta kalkarken hesap ödemek isterken öğretmen arkadaşlardan Fatih, "Lütfen siz misafirimiz olun" diyerek hesabımı bile ödemeye kalksa da kabul etmedim. Fatih Hocam ile daha sonraki saatlerde Marmaray ve Metro kesişim noktasında karşılaştık ve buz gibi suyu ısrarla yol için bana verdi.
.jpg)
Tren İstanbul Halkalı istasyonundan saat 20:00'de yola çıkıyor. Peronda TCDD görevlileri yolculara tek tek yardımcı oldular. Kompartımanıma eşyalarımı koyduktan sonra aşağı indiğimde, kondüktör beni yanına oturması için davet etti. Kısa sürede keyifli bir sohbet başladı ve Sabri Abi'nin girişken, samimi tavırları sayesinde TCDD personelinin diğer üyeleriyle tanışma fırsatı buldum.
Trenimiz tam saatinde hareket etti. İstanbul-Sofya Ekspresi, 90’lı yıllarda üretilmiş ve günümüzde üretilmeyen vagonlardan oluşuyor; yataklı vagonlar 2 kişilik, işlevsel ve rahat tasarlanmış. Farklı ülkelerde gece treni deneyimim oldu. Bu trenlerin iç hacim, rahatlık ve ferahlığı modern trenlerde maalesef yok.
Kompartımanda karşılıklı duran iki geniş koltuk bulunuyor. Uyumak istediğinizde bu koltuklar ranzaya dönüşüyor. İçeride açılır-kapanır bir masa, lavabo, ayna, eşya dolabı, askılık, priz ve mini buzdolabı var. Mini buzdolabını açınca içerisinde ikram olarak konulan meyve suları, su, çubuk kraker ve atıştırmalık çikolatalar vardı. Trenin havalandırma sistemleri ve kliması kusursuz çalıştı. Verilen nevresim yeterli oldu. Verilen battaniyeyi kullanma ihtiyacı duymadım.

Vagonunuzda sizi temiz nevresim takımları, yastık kılıfları, havlular ve battaniyeler poşetlerde hazır bekliyor. Yatağınızı kendiniz hazırlıyorsunuz. Çarşaflar beyaz ve temizdi. Eğer bu konularda çok titizseniz yanınızda kendi yastık kılıfınızı ve çarşafınızı getirebilirsiniz. Her vagonun uçlarında ortak kullanıma açık iki tuvalet var. Biri alaturka diğeri ise alafranga. Kullanım yoğunluğuna göre temizlik sorunu olabiliyor.
Kompartıman kapısı içeriden kilitlenebiliyor, dışarıdan kilitleme yapamıyorsunuz. Bu nedenle pasaport kontrolünde inerken değerli eşyanızı bırakmamanız önerilir. Başta trenin sesi, frenler veya koridorda yolcuların sesleri duyulsa da kısa süre sonra kulağınız alışıyor. Sese karşı aşırı duyarlılığınız varsa kulaklarınız için bir tıkaç gerekebilir.
Gece boyunca Sabri abinin demlediği çay eşliğinde atıştırmalıklarla beraber keyifli bir yolculuk yapıyorum. Gece 2’ye yaklaşırken Kapıkule'ye ulaştık ve henüz uyumamıştım. Ancak uykularının tatlı yerlerinden uyanıp trenden inen yolcularla beraber gümrük binasında pasaport kontrolünden geçiyoruz. Bu işlemden bir süre sonra Bulgaristan tarafındaki Svilengrad istasyonuna ulaşıyoruz. Daha önceki araştırmalarımda memurların pasaportları toplamak ve kontrol etmek için doğrudan kompartımanlara geldiği söyleniyordu. Bir durak önce gümrük görevlileri trene binerek pasaportlara baktılar. Yanımda taşıdığım mini çanta dışında bir eşyam olmadığı için incelemeye tabi tutulmadım. İstasyonda indirildik ve pasaport kuyruğu yavaş ilerliyordu. Yeni uygulama gereğince sınırda parmak izi olmayan kişilerin parmak izleri kayda alınıyordu, bu nedenle süreç biraz uzadı. Bulgar pasaport kontrolü yetkilileri Türk vatandaşlarıyla Türkçe iletişim kuruyordu.
Bu işlem bitince Sabri abi "Bir çay daha mı demlesek?" dedi. "Şu ana kadar hiç uyumadım, sınır işi de bittiğine göre bundan sonra deliksiz uyuyabilirim." dedim ve sabah saat 4'e yaklaşırken derin bir uykuya daldım. Uyandığımda saat 12’ye geliyordu ve artık Sofya Merkez Tren Garı'nda bulunuyordum.

.jpg)
Çantamı alıp trenden inerek metro işaretini takip ederek şehir merkezine gitmek üzere temassız kredi kartını kullanarak geçiş yapıp metroya girdim. Sadece iki durak sonra beş dakikada metronun "Serdika" durağında indim ve metro çıkışında kendimi doğrudan şehrin kalbinde, şehrin tarihi merkezinde buldum.
İstasyondan dışarı adım attığınız anda cam kubbelerin altında Roma sokaklarını ve kalıntıları görünce vakit kaybetmeden gezmeye başladım. Roma İmparatoru Büyük Konstantin'in "Benim Romam" olarak adlandırdığı tarihi kentin taş döşeli yolları, yerin yaklaşık 6 metre altında sergileniyor. 11. Yüzyıldan kalma tarihi bir Ortodoks kilisesi, antik alanın tam arkasında, Mimar Sinan tarafından yapılan tarihi Banya Başı Camii ve restore edilen Sofya Merkez Mineral Hamamları bulunuyor.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
Serdika ve çevresine dalıp gezerken bir anda kendimi kalacağım harika otelin önünde buldum. Eşyalarımı koyup hemen Sofya gezime başladım. Eski Sheraton, yeni adıyla Balkan Palace binası bitişiğinde Cumhurbaşkanlığı ofisinin bulunduğu "Largo" kompleksinde 1956'da inşa edilmiş bir bina. Booking'den merkezi ve uygun bulduğum için yaptığım rezervasyonun Cumhurbaşkanlığı Sarayı içinde olduğunu bilmiyordum ama odadan bahçeye bakınca farklılığı anlamakta gecikmedim. Konstantin ve Mimar Sinan'ın temsil ettiği değerler ile Bulgar Cumhurbaşkanlığı'nın bulunduğu Sofya'nın kendine özgü kültürel mozaiklerinin kesişim noktasında yer alıyordum. Tarihte yolculuğa çıkmış gibiydim. Otelin arkasındaki avluda ortada kalan ve Cumhurbaşkanlığı binasının iç avlusunda adeta saklanmış olan Sveti Georgi Rotundası veya Aziz George Kilisesi; 4. yüzyılda, Erken Hristiyanlık döneminde inşa edilen bu şirin kırmızı tuğlalı Roma yapısıdır. Kırmızı tuğlalı bu erken dönem Hristiyan yapısı, Sofya'nın ayakta kalan en eski binasıdır. Roma döneminden günümüze gelen eşsiz fresklere ev sahipliği yapmaktadır. Günümüzde devasa Cumhurbaşkanlığı binasının iç avlusunda, otel ve bakanlık binalarının arasına gizlenmiştir. Gül Camii olarak bilinen ve Osmanlı döneminde camiye çevrilen bu yapının duvarlarında, kazınarak ortaya çıkan, yüzyıllardır üst üste birikmiş 5 farklı fresk katmanı bulunuyor.
.jpg)
Cumhurbaşkanlığı binasının hemen karşısında yer alan Ulusal Arkeoloji Müzesi, şehrin çok farklı medeniyetlere ev sahipliğinin kanıtlarını barındırıyor. Fatih Sultan Mehmed'in 1451-1494 yılları arasındaki sadrazamı Mahmud Paşa tarafından yaptırılan dokuz kubbeli Büyük Cami, yani Mahmud Paşa Camisi, müze binasıdır. Dışarıdan baktığınızda tipik bir klasik Osmanlı mimarisi olan bu görkemli yapı; bugün içinde Trakyalı kralların altın maskelerini, büyüleyici Roma heykellerini ve Orta Çağ'dan kalma freskleri barındırıyor.
.jpg)
Roma İmparatorluğu'ndan kalma antik "Serdika" şehrinin kalıntıları doğrudan metro istasyonunun cam kubbeleri ve sokakları altında tüm ihtişamıyla sergileniyor. Antik kalıntıları geçtikten sonra sizi Sofya'nın meşhur "Hoşgörü Üçgeni (Meydanı)" karşılıyor. Mimar Sinan'ın muazzam eseri Banya Başı Camii (1567), devasa mimarisiyle Avrupa'nın üçüncü büyüğü olan Sofya Sinagogu ve Ortodoks kiliseleri sadece birkaç adım arayla barış içinde bir arada bulunuyor. Banya Başı Camii'nin ismindeki "Banya", bölgedeki doğal sıcak su kaynaklarından (kaplıcalardan) geliyor. Banya Başı Camii, Sofya'da ayakta kalan ve ibadete açık olan tek Osmanlı camisidir. 1576 yılında, büyük usta Mimar Sinan tarafından tasarlanıp inşa edilen bu caminin adı "çok banyo" anlamına gelir. Sebebi ise caminin doğrudan doğal sıcak su (termal) kaynaklarının üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Taş ve tuğla işçiliğiyle dikkat çeken, büyük kubbesi ve ince minaresi bulunan bu cami, tipik bir klasik dönem Osmanlı eseri olarak şehrin çok kültürlü kimliğinin en önemli sembollerindendir.

Sofya, Avrupa'nın mineral suyu başkentlerinden biridir ve Romalılardan bu yana şifalı kaplıcalarıyla meşhurdur. Caminin hemen arkasında bulunan ve günümüzde Sofya Tarih Müzesi olarak kullanılan eski Merkez Mineral Banyoları yer alıyor. Şehrin tam göbeğindeki, Osmanlı döneminden kalma hamamın sıcak su kaynaklarının üzerine 1913'te inşa edilen Merkez Mineral Banyoları, şimdi Sofya Bölgesel Tarih Müzesi'dir. Neo-Bizans ve Art Nouveau tarzlarının birleşimiyle oluşturulmuş o etkileyici mozaikli cepheye hayranlıkla bakabilirsiniz. Dışındaki çeşmelerden hâlâ akan sıcak şifalı termal suyu elinizdeki şişeye veya termosunuza doldurabiliyorsunuz.
.jpg)
Hemen arka sokağa dönünce devasa Sofya Sinagogu'nu görürsünüz. Burası, Avrupa'nın üçüncü ve Balkanlar'ın en büyük Sefarad sinagogudur. 1905-1909 yılları arasında Viyanalı bir mimar tarafından Endülüs (Mağribi) ve Venedik mimarisi tarzında yapılan bu yapıda, Viyana üretimi 2 tonluk pirinç avize, mermer sütunlar ve mozaikler bulunmaktadır. Meydanın Ortodoks temsilcisi ise devasa kubbesiyle Sveta Nedelya (Azize Nedelya) Katedrali'dir; 10. yüzyılda ahşap bir kilise olarak inşa edilmiştir. 19. yüzyılda yangın geçirip taştan yeniden yapılmıştır.
Sveta Petka (Azize Petka) Kilisesi: 11. 16. yüzyılda Osmanlı yönetimi sırasında yapılan bu kilise, o dönemin "kiliseler at sırtındaki bir Müslümandan daha yüksek olamaz" kuralına uyularak yerin altına doğru kazılmış. Semercilerin ve dericilerin koruyucu azizesine adandığı için "Samardzhiyska" (Semerciler) olarak da biliniyor.
Serdika bölgesinden başlayıp, ünlü Vitosha Caddesi boyunca ilerledim ve çok sayıda kafe ve restoranın bulunduğu geniş yaya caddesinde yürüyerek kentin merkez parkına ve kültür merkezine ulaştım. Sofya'nın merkezindeki devasa Ulusal Kültür Sarayı maalesef kapalıydı. Hükümet, burayı özelleştirme amacıyla bir şirket hâline getirmiş ve yönetimini Maliye Bakanlığına devretmiştir. Hükümetin mevcut yapının yerine modern bir bina inşa edeceği yönündeki vaadi, güven vermekten uzaktır. Bununla birlikte, Bulgaristan'da faaliyet gösteren mimarlar, film yapımcıları, sanatçılar ve ilgili meslek sendikaları bu özelleştirme girişimine karşı çıkmaktadır. Sekiz katlı ve üç yer altı katlı, 123.000 m² alana sahip bu bina, Güneydoğu Avrupa'nın en büyük, çok fonksiyonlu kongre, konferans ve sergi merkezi olarak 1981 yılında açılmıştır. 10.000 tondan fazla çelik kullanılmış; bu, Eyfel Kulesi'nin inşasından 3.000 ton daha fazladır. Maalesef şu an kapalı.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
Park ise gerçekten güzel ve akşam saatleri daha kalabalık oluyor. Bu bölge, Türk turistlerin yoğun ziyaretine rağmen genel olarak oldukça temizdi. Eğer sistemi oluşturur ve kuralları kesinlikle uygularsak, bizim insanlarımız dahi yere sigara izmariti ve çöp atmadan hareket edebiliyorlar. Sofya, kamusal alanları ve parkları ile kişilere nefes alma şansı veren bir şehir. Vitosha Caddesi'nin yanları ağaçlarla gölgelendirilmiş. Yayalar sıcakta bile rahat yürüyebiliyorlar. Sofya sakin, rahat ve temiz bir şehir. Biraz soluklanmak ve sosyal hayata karışmak için kentin kalbi olan Şehir Bahçesi parkına giriyorum. Burada İvan Vazov Ulusal Tiyatrosu'nu görebilir; parkta satranç oynayan emeklileri, neşe içinde vakit geçiren gençleri izleyebilirsiniz.
Son olarak, şehrin ana yaya yolu olan Vitosha Bulvarı'nda keyifli bir yürüyüş yapıp, arka planda görkemli bir şekilde yükselen Vitosha Dağı'nın manzarasına karşı şık bir kafede oturarak günün yorgunluğunu atabilirsiniz. Eğer kış aylarında gidiyorsanız, şehir merkezine otobüsle çok yakın olan Vitosha Dağı'nda harika kayak ve kar yürüyüşü imkânları da bulunuyor.
Yürüyerek neredeyse görmeniz gereken tüm yerleri görebiliyorsunuz. Kalabalık yok; AB sonrası genç nüfus Avrupa'nın başka ülkelerine gidince şehir daha da sakinleşmiş. Kent merkezi mimari açıdan eski tarihi binaların yanı sıra İkinci Dünya Savaşı sonrası mimariyi de korumuş ve güzel bir tablo ortaya çıkmış. Slav, Osmanlı ve komünist geçmişine Avrupa kimliğini de eklemleyerek renkli bir tablo sunuyor. Kent altyapısının ve kamusal alanların genişliği komünizmin en büyük hediyesi olmuş; Roma, Slav ve Osmanlı tarihi eserleri ise zenginlik katmış.
.jpg)
Şehrin sembolü, altın kubbeleriyle ufuk çizgisini süsleyen Aleksandr Nevski Katedrali'dir. Gerçekten etkileyici bir mimari yapıdır. 1879'da Kurucu Ulusal Meclis tarafından inşasına karar verilen Aziz Aleksandr Nevski Katedrali, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda ölen Rus askerlerinin anısına inşa edilmiştir. Rus mimar Aleksandr Pomerantsev tarafından tasarlanmış ve 1904 ile 1912 yılları arasında devlet yardımı ve gönüllü bağışlarla inşa edilmiştir. O dönemde 20 Rus ve 30 Bulgar sanatçı tarafından yapılan yüksek sanatsal freskler, ikonlar ve diğer resim türleri bulunmaktadır. Katedral 1924 yılında kutsanmıştır. Dünyanın en büyük Ortodoks katedrallerinden biridir ve içinin mistik atmosferi baş döndürücüdür. Balkanlar'ın ve dünyanın en büyük Doğu Ortodoks katedrallerinden biri olan ve tek seferde 10.000 kişiyi içine alabilen bu devasa yapının 53 metrelik çan kulesinde, en ağırı 12 ton olan tam 12 adet çan bulunmaktadır.
.jpg)
Katedralin hemen yakınında, şehre adını veren, 6. Yüzyılda İmparator Justinianus döneminde yapılmış mütevazı Azize Sofya (Sveta Sofia) Kilisesi bulunur. Bu kilisenin en etkileyici kısmı ise altında yatan ve ziyarete açık olan antik yer altı nekropolüdür. Osmanlı döneminde camiye dönüştürülen ve minareler eklenen yapı, 19. yüzyıldaki iki büyük depremde minarelerinin yıkılması sonucu Müslümanlar tarafından "kötü alamet" sayılarak terk edilmiştir. Bu kilisenin kendine ait bir çan kulesi yoktur; çan, binanın hemen dışındaki ulu bir ağacın dalında asılı durmaktadır.
Alexander Nevsky'den çıkıp birkaç adım yürüdüğünüzde, altın yaldızlı soğan kubbeleri ve rengarenk cephesiyle Aziz Nikola (Rus) Kilisesi ile karşılaşacaksınız. 1907-1914 yılları arasında Rus elçilik çalışanları için yaptırılan bina, 17. yüzyıl Moskova mimarisinin mükemmel bir örneğidir. Kilisenin alt katındaki mahzende, duaların kabul olmasıyla ünlenen Başpiskopos Seraphim'in mermer lahdi bulunur. Buraya gelip dileklerinizi küçük bir kağıda yazarak yanındaki kutuya atmak Sofya'daki en ünlü geleneklerden biridir.
.jpg)
Sofya merkezde dikkat çekici çok sayıda bina yer alıyor. Bunlar içinde en ilginç olanı halk arasında "Parti Evi" (Partiyniya Dom) olarak bilinen eski Bulgar Komünist Partisi Genel Merkezi'dir. Bina, etkileyici bir Sosyalist Klasisizm binasıdır. Günümüzde Bulgaristan Ulusal Meclisi için idari ofisler ve ek salonlar olarak hizmet vermektedir. Kırmızı bir yıldız taşıyan roket benzeri kulesiyle öne çıkıyor. Komünist dönemde, binanın kulesinin tepesinde kırmızı yıldız bulunuyordu. Rejimin yıkılmasının ardından Bulgaristan'ın ulusal bayrağı asıldı.
.jpg)
Diğer bir bina, Sofya'nın merkezinde yer alan tarihî Merkez Orduevi'dir. Bina, 20. yüzyılın başlarında inşa edilmiş Neo-Rönesans tarzı mimarisiyle bilinmektedir. Önündeki bakımlı bahçesi ve renkli çiçek yatakları ile şehrin önemli bir kültürel değeridir. Sofya Merkez Askerî Kulübü (Tsentralen Voenen Klub), Neo-Rönesans üslubundaki tarihî ve mimari bir yapıdır. 1907'de tamamlanan ve Mimar Nikola Lazarov tarafından tasarlanan bina, Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri ataşe olarak görev yaptığı ve katıldığı kostümlü baloyla 1913-1915 dönemine damgasını vurmuş ikonik bir yerdir. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1913-1915 yılları arasında Sofya'da askerî ataşe olarak görev yapmıştır. Sofya'da geçirdiği bu dönemde "yeniçeri kıyafetiyle" katıldığı meşhur kıyafet balosu bu güzel şehirde gerçekleşmiştir. Atatürk'ün Sofya'daki askerî ataşeliği döneminde kaldığı ev, Avukat Sarmadjiev'in evi olarak bilinmektedir. Günümüzde Türk Büyükelçiliği Konutudur. 1903'te, avukat ve diplomat Dr. Haralampi Sarmadjiev için inşa edilmiştir. 1977'de şimdiki büyükelçilik binasının inşasına kadar kullanılmıştır ve daha sonra bina büyükelçilik konutu hâline gelmiştir.
.jpg)
(1).jpg)

Bina ayrıca, modern Türk devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile General Stilian Kovachev'in kızı, 21 yaşındaki güzel Dimitrina Kovacheva (Miti) arasındaki dramatik ilişkiye de tanıklık etmiştir. M. Kemal, 1913 yılında askeri ataşe olarak Sofya'ya geldi. 32 yaşındaydı ve Paris'ten gelmişti; orada en çekici ve zarif erkeklerden biri olarak tanınıyordu, henüz bekardı. Dimitrina Kovacheva, eski savaş bakanı General Kovacheva'nın güzel ve çekici kızıydı ve sadece 21 yaşındaydı. Müzik yeteneği olan genç kadın, sık sık hayır konserleri veriyordu. Atatürk de onu bu konserlerde fark etti. İkisi tanıştı ve birlikte çıkmaya başladılar. Atatürk, Dimitrina'nın babasından kızını istedi, ancak reddedildi. Bir savaş bakanı için, eski bir bakan bile olsa, kızını yabancı ve farklı dinden bir subaya vermek söz konusu bile olamazdı. Atatürk, Sofya'da geçirdiği iki mutlu yılın ardından 1915'te geri çağrıldı. Miti'yi unutamayan Atatürk, gizlice tekrar Sofya'ya gelerek babasından bir daha istedi, yine ret cevabı aldı. Dimitrina babasının isteğine uyarak M. Kemal'den ayrılır. Atatürk Miti'yi unutmaz ve "Duygularım Bulgaristan'da kaldı." der.
Bu aşkla ilgili çok efsane var. Dimitrina'nın sevgilisiyle ünlü baloda dans ettiği bluzu değerli bir hatıra olarak Ankara'daki Atatürk Müzesi'ne gönderdi. Atatürk öldüğünde eşyaları arasında sadece bir fotoğraf kaldığı ve bunun da Dimitrina'nın fotoğrafıydı. Bunlar doğru. Ancak Dimitrina'nın, babasının onu Atatürk'e eş olarak vermemesinden duyduğu üzüntüden hastalanıp genç yaşta öldüğü söylentisi yanlıştır. Dimitrina, sevgilisinin hatırasıyla uzun süre yaşadı ve 80 yaşında hayatını kaybetti. Hayatı boyunca Atatürk'ten hiç kimseye, hatta akrabalarına bile bahsetmedi. Son sözleri "Dün gece Kemal’i rüyamda gördüm" oldu.
Bulgar Bilimler Akademisi (BAS) binası, 1892 yılında inşa edilen ikonik neoklasik bir yapıdır ve ülkenin en eski ve en prestijli bilimsel kurumuna ev sahipliği yapar. Sofya'daki Ulusal Sanat Galerisi ve Ulusal Etnografya Müzesi'ne ev sahipliği yapan tarihi Kraliyet Sarayı binasıdır. Bulgaristan'ın Osmanlı yönetiminden kurtuluşundan sonra inşa edilmiş olup zengin bir sanat koleksiyonuna sahiptir.
.jpg)
Heykeller, bir şehrin kültürünün dayanaklarıdır. Tarihi hafızayı yaşatır ve halkı düşünmeye davet eder. Tarihi korur, geçmişle somut bağlar kurar. Bir toplumun ortak değerlerini, mücadelelerini anlatır. Kente estetik katar kamusal alanları sanat galerilerine dönüştür. Sofya da çok sayıda heykel bulunuyor. Saint Sofianin heykeli şehir merkezinde, Bağımsızlık Meydanı’nın önünde yer alıyor. Eski Parlamento Binası’nın önünde Çar II. İskender’in etkileyici heykeli bulunur. Meçhul asker anıtın ve sonsuz bir ateşi simgeleyen ateş sürekli yanıyor. Anıtı koruyan bir aslan heykeli bulunur.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
Modern Bulgaristan'ın kurucularından biri olan Stefan Stambolov; politikacı, gazeteci, devrimci ve aynı zamanda şairdir. Heykeli; göğsündeki kırıklarla trajik ölümünü ve bu parkın yakınında iki suikastçının saldırısına uğramasını anlatır. Ana katedralin yakınında bulunan Çar Samuil heykelinin gözleri çok canlı ve korkutucudur. Bir kral için uygun görünüyor. Ulusal Kültür Sarayı'nın bulunduğu parkta, 1944 ile 1989 yılları arasında rejim muhalifi olarak yaşamını yitiren 500 kişiye adanan bir tapınak bulunuyor. Nevski Meydanı'nda etkileyici Bulgar gönüllüleri anıtı ve çok sayıda heykel bulunuyor. Pek çok yazar ve şair heykeli şehrin her yanını süslüyor.
(1).jpg)
.jpg)
Tüm bu tarihi ve kültürel gezinin içinde, günün erken saatlerinde bir Bulgar klasiği olan "Banitsa" fırından çıkmış peynirli çıtır bir börek türüdür. Mekitsa, bizim bildiğimiz pişinin pudra şekeri, reçel veya peynirle tatlandırılmış halidir. Bulgarlar bunların yanına kahve söyleyerek güne başlamayı tercih ederler. Gerçi Bulgarlar gün boyu kahve içip uzun uzun molalar verebilirler. Yemeklerde beyaz peynirleriyle süslü "Şopska" salatası yiyebilir, lezzetli "Kebapche"nin baharatlı uzun köftenin tadına bakabilirsiniz. Balkanların ruhunu sert ama lezzetli yöresel "Rakia" (meyve rakısı) içkisi veya yerel şaraplar yansıtmaktadır. Tüm bunları ve fazlasını bulacağınız yer, Vitosha Dağı'nın yükseldiği, trafiğe kapalı Vitosha Bulvarı'dır. Gündüzleri şık butikleri gezmek, akşamları ise kafelerde oturup piyasa yapmak için gençlerin ve turistlerin akın ettiği bu cadde, şehrin en hareketli noktasıdır. Şehrin gece hayatı hem canlı hem de oldukça çeşitlidir. Eğlenceye biraz nostalji katmak isteyenler için Zaimov Parkı'nın kenarındaki Raketa Rakia Bar'da komünist dönemin 70'ler atmosferini yaşayabilirsiniz. En ilginç yer ise Sofya'da "Once Upon a Time Bibliotheka" ismindeki bir gece kulübüdür. Bulgaristan Ulusal Kütüphanesi'nin tam içinde yer alır; gündüzleri ders çalışan öğrenciler, hafta sonu geceleri aynı binada kokteyllerini yudumlayıp sabahlara kadar dans ederler.
.jpg)
Vize sorununuz yoksa Romanın yıkıntıları üzerinde Osmanlı, Bizans ve komünist dönem mimarisinin içinde ruhunuzu besleyecek bu güzel balkan şehrini keşfetmek için yapmanız gereken sadece bir bilet almak.
Bir akşam üstü Sofya ve heykellerini geride bırakarak artık Sofya’ya veda zamanı geldi. Sofya Uluslararası Otobüs İstasyonuna geliyor ve yeni bir kente doğru yola çıkıyorum.
Ve Nazizm’ın Sofya'dan Şiirinden mısralar
.
Sofya’ya bir bahar günü girdim, şekerim.
Ihlamur kokuyor doğduğun şehir.
Dünyayı sensiz dolaşıyorum,
böyleymiş kaderim
elden ne gelir…
Sofya’da ağaç duvardan önce, duvardan güzel.
Sofya’da ağaçla insan karışmış birbirine,
he kavak,
nerdeyse odaya girip
kırmızı kilime oturacak…
Sofya şehri, büyük mü?
Şehirler, gülüm, caddeleriyle değil,
anıtını diktiği şairleriyle büyük oluyor,
Sofya büyük bir şehir…















Çok teşekkür ederim değerli hocam bizleri bilgilendirdigin için.
Beraber gezmiş gibi olduk İsmail hocam, bu ne güzel anlatım. Emeğinize sağlık.
ah Nazım Ah ne güzelde anlatmış misralarinda Nazım yazar hocam bize yerinden aktarir. Gezen gezer gezemeyen bizlere de okumak düşer. Emeğinize, paylasiminiza sağlık.
Hocam bir solukta okudum sanki ben de geziye gittim.
Muhteşem bir gezi ve harikaaa anlatım.Bir solukta okuyup o harika yerleri sanki birlikte dolastım.Teşekkürler.Kaleminize,yüreginize ve gezmelerinize Değerli Hocam