TURİZMİN TEMEL ÇIKMAZLARI ve ÇÖZÜMLER
Zafer Cengiz

Zafer Cengiz

TURİZMİN TEMEL ÇIKMAZLARI ve ÇÖZÜMLER

29 Nisan 2019 - 14:18

Bu sitede ‘ciddi bir sentez olarak vermiş olduğumuz altı bin okuma alan son yazımızın üzerinden iki yıl geçmiş olarak, güncel durumu tekrar yorumlamakta büyük yarar var. Zira turizmin paydaşları her geçen yıl kan kaybetme sürecinin devam etmesi karşısında ‘ümitli bir şekilde ortamın düzelmesini bekleyerek yaşam çabası vermelerine’ karşın “temel koşullar değişmedikçe sonucun değişerek turizmin düzelmesinin beklenmesi” çok anlamsız bir durumdur. Koşullardaki çıkmazlar ise, artık çok net olarak su yüzüne çıkmış ve katmerli olarak defalarca kanıtlanmış halde olsa da, hala ‘algılama-idrak-çözüm ve tamir süreci’ bir türlü işlemiyor ve “turizm cevherimizin heba edilmesi sonucunda sineye çekilen” geçmiş ve gelecek milli kayıplar da giderek artıyor. 

Türk Turizminin potansiyeli ve kapasitesine uygun bir şekilde “Anadolu’nun çağdaş turizm kapsamında Ulusal ve Küresel çapta verimli bir yapıya oturtulabilmesi” yönünde yıllardır gösterdiğimiz gayretler, artık 20 yıla dayanmış durumda. Bunun son 10 yılını geçen makalemizde değerlendirmiş olarak “son 2 yıldır pekişen olaylar paralelinde kaydedilen gelişmeler” ise, yine her türlü olumlu ümitlerimize ve üst düzeyde teknik uyarma çabalarımıza rağmen yine sekteye uğramıştır. Söz konusu bilinçli gayretleri “3.Turizm ŞURASI ve 11.Beş Yıllık Kalkınma Planı Turizm Özel İhtisas Komisyonu çalışmalarına fiilen katılarak sürdürdük. Fakat “somut bir şekilde taşı gediğine koymak” yönündeki çabalarımızın sonucu da, yine fiyasko oldu.

TURİZMDE YAPISAL DEĞİŞİM ENGELLERİ AŞILAMADI

Öncelikle ‘prensip olarak iki yılda bir yapılması gereken’ ve 16 yıldır yapılamamış olan Turizm Şurası’nın “2016’da gerekçesiz iptali sonrası 2017 Kasımında yapılması” gerçekten turizmin makro bakışla masaya yatırılarak değerlendirilmesi ve geleceğe yön verilebilmesi açısından önemli bir etkinlikti. Nitekim “önceki yıl iptal edilen şura hazırlığı için” Bakanlığın beni şahsen arayarak ‘sizden başka uzman bulamadık’ diyerek Destinasyon Yönetimi desteği istenmiş olunması da, ümit ve heyecan vericiydi. Fakat verilen ‘destinasyon yönetimi tebliğimizin kabul görmesine rağmen sonuçlara hiç yansımaması’ ise, hiç de şaşırtıcı olmadı.

Çünkü; Turizmde MAKRO STRATEJİK ANALİZ ve Çözümlere yönelik SENTEZ Çalışmalarımızda geldiğimiz son noktada ‘2015’ten itibaren Motto olarak sabitlediğimiz basit formül’ olan { Ulusal Turizm Stratejisi + Bölgesel Yerel Konseyler = Çağdaş Turizm YAPISI } gereğince, TÜM YAPISAL SORUNLARI ÇÖZEBİLECEK OLAN 2023-TTS’nin uygulamaya geçmesi sürekli sekteye uğramış olduğundan, Yerel Sivil Toplum çalışmalarıyla yürüyecek olan ve tüm paydaşları aynı çatıda toplayarak “ortak akılda buluşan yerel turizm çözümlerini proje bazında çalışabilecek olan”  YEREL KONSEYLER AĞI ile Ulusal turizmin altyapısını güçlendirmek yönüne önem verdik. Çünkü artık tüm dünyada ‘turizmde temel ürünün destinasyon olduğu’ iyice pekişmiştir. 

Ancak sonuçta: Hem Şura’dan beklenen “2.Hamle süreci ve Stratejik atılım sürecine hiçbir atıfta bulunmayan” bir 3.Hamle başlatıldığı emrivaki ilanı (daha çalışmalar başlamadan açılış konuşmasında) yapıldı, hem de, Devletin turizme bakış açısının açığa çıkması yönünden kritik bir husus olan ve ‘ilk Başbakanlık döneminde 2002’de turizme sıra dışı destekler söylemi yapmış olan Sn.Erdoğan’ın Yeditepe’ye alınan Şura çalışmasında bu konuda net görüş belirtmesini bekledik ve “Cumhurbaşkanlığı Danışmanlarına bu konuda uyarıcı notlar verdik” ama bunlar hiç fayda etmedi ve ‘dostların alışverişte gördüğü bir şekilde’ 3.Şura hızla sonlandırıldı.

Bugün ise “özellikle içine düşülen ekonomik krizler ve döviz girdisi açısından turizmde toparlanma gereken bir kritik dönemde” yine eski ilişkiler ve çelişkiler içinde ve “el yordamıyla verimsiz ve düzensiz işleyen bir köhne mekanizma ile” turizmde ne çıkarsa bahtımıza stratejisine mahkûm kalınmıştır. Özellikle de TURİZMİN GENİŞ OPERASYONEL İŞLERLİK AĞI Kapsamındaki “planlanamayan ve koordine edilemeyen ilişkiler sonucunda ortaya çıkan belirsizlik ve verimsizlik unsurları, yine hasbelkader bir düzene mahkûmdur. Tüm yataklar dolsa bile “kaliteli hizmet ve rekabetçi fiyat dengesi bozulan yapı” tümüyle tamir edilmeden başarı mümkün değildir.

Şura’dan hemen birkaç ay sonra gerçekleştirilen 11.Plan ÖİK çalışmasına ‘eski dosyalarımızı güncelleyerek hazırlıklı gidip’ son 3 adet beş yıllık plan dönemlerinde “turizmde yenilikçi bir adım atılmayıp eski kararların her dönemde ‘kopyala yapıştır sürdürüldüğü’ ötesinde “ 2023 Stratejisi’nin uygulanmaması sonucunda düşen makro verime paralel olarak “350 Milyar Dolarlık alternatif döviz kaybı oluştuğunu” rakamlarla açıkladık. Bu rakamın da Türk Ekonomisinin toplam dış borcuna eşit olduğunun altını çizerek bağladığımız “SON 15 YILDIR STRATEJİ İŞLESEYDİ DIŞ BORÇSUZ BİR TÜRKİYE OLABİLİRDİ” Yorumu ise “sansasyonel bir etki” yarattı ama, yeni dönemde eksiklikleri düzeltmek yönündeki teknik önerilerimiz komisyon kararlarına dahi yansıtılamadı.

Bu tecrübenin açığa çıkarttığı basit SONUÇ: Devlet kurumlarının “Sektörel kararların yönetilmesine dönük planlama ve yönetsel kararların ‘sadece bürokratik görevlerin yerine getirilmesi çerçevesinde kaldığı’ ve TEKNİK ANALİZLER İLE VERİMİN ARTIRILMASINA DÖNÜK TEDBİRLERDE ETKİLİ YÖNETSEL MEKANİZMANIN DEVREYE GİREMEYİP Makro verimi etkileyecek unsurların da “rasyonel bir şekilde örgütlere yansıtılarak yönetilemediği” net olarak açığa çıkmıştır. Zaten diğer yanda ‘Stratejideki temel prensip olan Kamu ve Özel kesim ortaklığı’ kapsamında, turizmimin özel kesimdeki STK’larının “sürekli Devlet’ten destek bekleyen bir tarzda ve sadece kendi sektörlerinde faaliyet göstererek, aralarında uyumlu hareket edecek bir mekanizma da olmayınca, oluşan çelişkilere yenik düşerek” makro performansın da kendi haline ve kaderine kaldığı, artık defalarca kanıtlanmış olarak malumdur.

TURİZMİN TEMEL ÇIKMAZLARI ÖZÜNDE NETLEŞMİŞTİR

Turizmin verimsiz ve belirsiz dar bir yapıya sıkışmasının ardında yatan önemli unsurları şöyle özetleyelim:

  1. Turizmin bütünsel ekonomisinin ve gerçek boyutlarının piyasada idrak edilememiş olması, 
  2. Yakın tarihte kararları verilmiş olan 2.Hamle sürecinin ve Strateji’nin toparlayıcı rolünün unutulmuş olması,
  3. Turizm Endüstrisinin bütününü gözetemeyen bir anlayışla 60 Sektörün sadece 10’unun ele alınması,
  4. Turizmin alt sektörleri ve STK’larının “bütünsel stratejik yönetim” yaklaşımına intibak edememesi,
  5. Mevcut STK’ların ‘kendi alanlarının dışına çıkamadan’ aralarında kısır rekabet çatışmaları oluşması.  

 

Bugünkü olumsuz yapıya ise “son yirmi yılda sürekli bir çıkmazlar girdaplarına kapılınmış olarak, olayların içinde çözümleri devreye sokamayıp sürekli kan kaybedilerek” kazandaki kurbağanın yavaşça kaynaması misali bir süreç içinde gelinmiştir. Her yeni yıl yeni hedefler gözetip, bunlar şaşınca da krizlerde devlet desteği istemek ve sezonu atlatınca da ümitleri yeni yıla devreden tutumlarla, son 20 yıl bol keseden heba edilerek tüketilmiştir. Bu sürecin arasına girmiş olan 2007-2013 döneminde ise “Stratejinin 1.Eylem Planında somut maddelerle belirlenmiş olan 172 adet Eylem Planı hükmünün” sadece %12 düzeyinde uygulama puanı alabilmesi, durumun vahametini açıkça sergilemiş olsa da, Bakanlık bu durumu kendi içinde çözümleyemeyip yıllardır aşamamıştır.

 

Gelinen son aşamada ise “son 5 yıl içinde Bakanlıktaki turizm bürokratları da hızla eriyerek azalmış” ve son gayretle 2002-2006 yıllarında Bakanlık’ta yoğun çabalarla oluşturulan 2007-2023 Türkiye Turizm Stratejisi’ne destek veren ekipten çok azı kalmıştır. Bugün yeni gelen bakanlara “stratejinin önemi ve rolünü brife edecek bilgi birikimi de kalmamış” ve son IMF Görüşmelerinde medyaya yansıyan tabirlerden anlaşıldığı üzere, ‘TAP’ Turizm Ana Planı gibi eski tabirlerin 1970’lerdeki raporlardan alınabildiği görülmektedir. Oysa Milli Strateji’de Master Plan kavramı sadece “bölgelerde yapılabilir planlar olarak” Ulusal kapsamda merkezden koordine edilmesi üzerinde fikir birliğine varılmış ve çok eskilerde çözümlenmiş olan bir husustur.

 

Konuyu toparlarsak; Turizmin mevcut durumunda “ülkesel altyapı ve üstyapı açısından çok yüksek bir kapasite oluşumu gerçekleşmiş” olsa da, bunun ÜRETİM AÇISINDAN VERİMLİLİĞİ mevcut koşullarda Çok düşüktür. Bu konuda ‘bir tahmin yapmak gerekirse’ Krizsiz dönemlerde %60-65 ve Krizli dönemlerde %25-35 düzeyinde GELİR PERFORMANSINA ANCAK ULAŞABİLEN Bir yapıya gelinmiş ve verimliliğin yükseltilmesi için gerekli tedbirler de artık fiilen güncel gündeme bile alınamamaktadır. Türk turizminin son 30 yıllık performans rakamlarının özetini sunduğumuz basit tablo ile durumu net olarak sergilemek mümkün. Yalnız TOPLAM EKONOMİ Rakamlarının “turizmin sadece ihracat rakamını yansıtan döviz gelirlerinin ikibuçuk katındaki ‘gayrı safi milli hâsılaya ekonomik katma değer üretim katkısı’ olduğunu dikkate almak gerekiyor.

 

Zaten “önemle dikkate alınması gereken diğer bir husus” da, Devlet muhasebesinde ‘çok sektörlü turizmin makro ekonomik etkisinin 60 sektörün rakamlarına dağılmasıyla’ BÜTÜN HALİNDE RESMEN ÖLÇÜLMEYEN Turizm Endüstrisinde, sadece (aslında ihracat kalemi niteliğinde olan) Dış turizm döviz gelirleriyle algılanması yaşanıyor. Bu şekilde, aslında milli gelirin %10-15’ini oluşturan SEYAHAT ve TURİZM ENDÜSTRİSİ yıllar boyunca Milli Gelirin %3-5 oranında kaldığı algısı söz konusu olmuştur. Bu durum “turizmde öngörülen toparlanma sürecinde” hassas bir ArGe çalışmasıyla tamamen giderilerek TURİZMİN GERÇEKLERİ Tüm detaylarıyla ortaya rahatça ve kolayca çıkartılarak ‘herkesin hayretlerini toplayacak şekilde’ pek yakında sergilenecektir.

 

Verilen makro ekonomik performans tablosu “son 30 yılda 660 Milyon turistin 506 Milyar Dolar döviz geliri sağlayarak 1,3 Trilyon Dolarlık Milli Gelir üretmiş olduğunu” özetliyor. Fakat artış oranlarında fazla zorlama yapılmaksızın “önümüzdeki 15 yıllık dönemde bu rakamların üç katına da erişilebileceği açıkça görülüyor. TURİZMİN GENİŞ ÇAPLI KOORDİNASYONA İHTİYAÇ DUYAN YAPISININ STRATEJİK PLANLAMA KATKISIYLA BU PERFORMANSI RAHATÇA GÖSTEREBİLECEĞİ ve Dünya turizmindeki sağlıklı konjon

ktür ortamının devamı halinde ise ‘daha da ileri boyutlara erişebilmesi çok mümkündür. Zira “gelişti olarak algılanan Türk Turizminin henüz rakip ülke performanslarının ancak yarısına erişebildiği, daha idrak edilmemiş olan başka bir gerçektir.

 

Türk Turizminde halen oluşan mevcut altyapının verimli yönetimiyle “bu düzeylere rahatça erişilmesi” ve Anadolu’nun stratejik köprü işlevinin harekete geçerek ‘son dönemde Batı’nın Pazar payından %10 alan Doğu Pazarlarının’ da sürece önemli katkısı olacağı kuşkusuzdur. Çok dinamik bir endüstri olan turizmde hızlı değişime hızla uyum sağlayarak ve iletişim ile ulaşım teknolojilerinin sunduğu avantajları akıllıca devreye sokarak ‘sıradışı gelişmelere erişilmesi’ artık giderek daha da mümkün hale dönüşmektedir. Özetle “daha önce petrolden değerli bir kaynak” olarak ifade ettiğimiz turizmin, artık yaşanan hızlı gelişmeler karşısında daha da avantajlı konumlara geleceği” apaçık ortaya çıkmaktadır.

 

Eskiden turizme “krizlerden kolayca etkilenen hassas bir sektör” olarak bakılsa bile, artık tatil turizminin yoğunluğunun düşmesi ve seyahate çıkma nedenlerinin hızla gelişmesiyle “göçler ve muhaceret hareketlerinin bile turizmin bir parçası haline geleceğine” muhakkak gözüyle bakmalıyız. SONUÇTA TURİZM GELİŞİYOR ve Türk Turizmi son 20 yıldır SÜREGELEN DURAKLAMA ve PATİNAJ DÖNEMİNİ bir türlü aşamıyor. Oluşan kısır döngüleri kırmak için 20 yıldır sekteye uğramış olan 2.HAMLE’mizi tamamlamak üzere ‘aşılamayacak kadar önemli bir engel’ var mıdır? Turizmde ÇÖZÜM için ARTIK Uyan TÜRKİYE

 

 

Bu yazı 303 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar